İstila

14 Haziran 2023
İSTİLA öyküsü, Deniz Poyraz’ın Dünya Unutana Kalır adlı kitabında yer almaktadır.

LEYLA OKYAR

Ülkede yaşanan ekonomik sıkıntılar,  orta halli bir aile üzerinden (Sabri, Sevgi ve çocukları Mesut) gözler önüne serilirken “Biz bu hale nasıl geldik?” sorusu, en yalın ve çarpıcı biçimiyle öyküde yanıt bulur.” 

Doğu Trakya’da bir şehir, şubat ortasında karlara gömülür. Kış ve kışla beraber yokluk-yoksulluk da her yeri İSTİLA eder.

Ülkede yaşanan ekonomik sıkıntılar,  orta halli bir aile üzerinden (Sabri, Sevgi ve çocukları Mesut) gözler önüne serilirken “Biz bu hale nasıl geldik?” sorusu, en yalın ve çarpıcı biçimiyle öyküde yanıt bulur. Bu orta halli ailenin günden güne kötüye gidişi ile ülkede yaşananlar paralellik gösterir.

Doksanlı yılların sonudur. Yazar, bize o yıllardan tanıdık gelen bazı ayrıntıları verir ve bizi o günlere götürür: altı ortalı defter, sobanın üzerinde pişen yemeklerin kokusu, içine film konulan fotoğraf makineleri, şeffaf muşambaya sarılan televizyon kumandaları, ağalı konaklı diziler, muhabbet kuşu besleme merakı, gazete kuponuyla alınan ansiklopediler, Ericson T10 telefonlar, terliğin ucuna basıp komşuya gitmeler, altın günleri, şenlikli toplaşmalar…

Ülkedeki  ağır aksak gidiş, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Başbakan Bülent Ecevit’e anayasa kitapçığı fırlatmasıyla hızla düşüşe geçer. Ertesi gün borsa düşer. Döviz kanat takıp uçar. Sabri’nin tuhafiye dükkanı iş yapmaz olur. Hastane önlerinde sabahın beşinde girilen uzun  kuyruklar oluşur. Evlerin dirliği bozulur. Boşanan boşanadır adliye kapısında. Hemen sonra cinayetler çoğalır. Dolandırıcılar türer dört koldan. Girilmez denen dördüncü, beşinci katlara hırsızlar dadanır. Dilenciler, ev ev gezmelere başlar. Üniversite mezunu işsizler… Kepenk kapatan, intihar eden esnaf… Geçim sıkıntısından  dışarda çalışmak zorunda kalan  kadınlar…  Kimi temizliğe giden, kimi asfalta inen…

Mart böyle geçer. Nisanda durum daha da kötüye gider. Döviz fırladığı için döviz mağdurları Meclis önünde eylem yapmaktadır. Sabri de dövizle borçlanmıştır. Alacaklılardan kaçar, evden dışarı çıkmaz. Karı koca kavgaları artar. Sabri kendini “İlla o herif gibi yazar kasa mı fırlatayım devlete?” diye savunur. Bu, ekonomik gidişi protesto yollarından biridir. (Ülkenin demokratik koşulları bu tür eylemlere olanak veriyordur. Bugün en haklı isyanını dile getirenlere neler yapılıyor, görüyoruz.)

Sevgi, eve para girişi olmayınca evi nasıl idare edecek, ne yiyip içeceklerdir? Elektrik, su, kömür, odun.. Genç kadın işin içinden çıkamaz. Kocasının tuhafiye dükkanını devredip başka bir işte çalışmasını ister ancak gepegenç, sapasağlam dağ gibi adamlar kapı önüne konmuştur. Bacağı aksayan, yaşını başını almış Sabri nerede iş bulacaktır? “Çaresi yok, ben çalışayım madem” der ama orta okul mezununa kim iş verecektir? Üvey babası, Sevgi’yi lise birden alıp bir boğaz eksilsin diye geçkin ve bacağı aksayan bir adama vermeseydi belki bir memur olacaktı. Ne yazık ki Sevgi de ülkemizde yaşamı üzerinde söz sahibi olamayan milyonlarca kadından biridir. 

Sabri, adı gibi sabırlı ve naif bir adamdır. İçkisi, kumarı yoktur. Fakat bu kadar sıkıntının içinde bir kadeh içeyim derken günden güne bu içmelerin oranı artar.

Mesut, sınıflarındaki Mine’ye aşıktır. Aşkını sadece tek arkadaşı Furkan’a söyler. Furkan’a çektirdiği Barış Manço’nun Mançoloji albümünün kasedini teybe takıp dinlerken araya ilginç sesler karışır: “Allahu Teala kainatı yaratırken… Bundan sonra öğrenecekler hikmetleri…  Hepimize çok büyük görevler düşüyor..”

Ülkede yoksullukla beraber dini cemaatlerin gizli gizli çalışmaları da artmaktadır. 

Mayıs geçer. Haziran ayında memleketin değilse de ailenin kaderi değişir. Sabri’nin askerlik arkadaşı İlhan gelir eve. İlhan pek çok işe girip çıkmıştır: çımacılık, çinicilik, Aliağa rafineri de işçilik. Hiçbirinde dikiş tutturamamıştır. Bir gün kahvede otururken bir adam masasına gelip ona Risale-i Nur’dan kıssalar okumuş ve o gün İlhan cemaate girmiştir. Cemaat onu önce Bursa’da bir işe sokmuş,  ardından “Trakya illeri vaktiyle çok ihmal edilmiş. Anadolu irfanından yoksun, iman ve itikattan bihaber bırakılmış hep. Müdahale etmek farz değilse de sünnettir.” diyerek Trakya’ya göndermiştir.

İlhan, Sabri’lerin evine yerleşir. Sabri’nin dükkanını kiralar.  Bu aile için tüm rakamları tutan piyango bileti gibidir. Devamlı bal akıtan bir petektir sanki… 

İlhan o günlerde yeni kurulan bir partiden söz eder. Partililer, Erbakan Hoca’nın tedrisatından geçmiştir. “Memleket çok faydasını görecek bu partinin” diye heyecanlanır İlhan. “Öyle veya böyle kazanacaklardı tüm yurtta. Ankara’daki o kırmızı koltuklara çivi çakmış bunakların, ülkeyi koalisyona teslim eden çapsızların, askerle aynı yatağa giren korkak bürokratların, köprü altlarına kostikle afiş vuran, viyadük ayaklarına slogan yazan anarşistlerin harcı değildi siyaset. Bu güne dek çok çekmişti memleket bunlardan, ülke şahlanacağı yerde hep yerinde saymıştı bunlar yüzünden. Şimdi işte, söz milletindi artık…”

İlhan, çok zengin olur bu yeni parti sayesinde. Bu arada Sevgi’ye özel bir ilgi gösterir. Aralarında bir ilişki  başlar. Sevgi, o güne dek sandıktan belki hiç çıkarmadığı genç kızlık hayallerine kavuşmanın heyecanını yaşar. Bu durum, kaçınılmaz olarak ailesinin temellerinin çatırdamasına yol açar. 

İlhan kaldığı evi, girdiği partiyle de ülkeyi İSTİLA etmeye başlar.  O yıl , döviz rekor üzerine rekor kırar. Faizler yüzde dört bine, beş bine çıkar. Bir yıl sonra  yaz sonlarına doğru seçim arabaları işgal etmeye başlar kentin sokaklarını. İlhan, mahallelerin ileri gelenleriyle kahvehanelerde, meydanlarda toplanıp, ev ev gezip ahaliye türlü hediyeler dağıtır. Derken televizyondan bir ses yükselir: “Sandıktan milletimizin iradesi çıkmıştır! Bundan böyle hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!”

x

Leyla Okyar’ın Diğer Yazıları
Yeter Tenimi Acıtmayın (Tematik Değerlendirme)