Edebiyat Yaşamımdan

6 Nisan 2024
ÖNER YAĞCI

Her Şey Değişirken
Her şey, her an değişiyor.

Edebiyat dünyası da her şeyin bir parçası olduğuna göre değişimden payını alması çok doğal.

Toplumsal gerçekliğimizle edebiyatımızın gerçekliği iç içedir.

Böyle olunca toplumsal yaşamdaki -üstelik olağanüstü- hızlı değişimin edebiyatı da, edebiyat ortamını da etkilemesi, hatta belirlemesi kaçınılmazdır.

Her şeyi bir yana bırakalım, iletişim teknolojisindeki yaşananların bile edebiyat ortamını nasıl değiştirdiğini an an yaşıyoruz. 

Daktilo, günlük gazete, haftalık ya da aylık dergi, kitap, tek kanallı radyonun olduğu ve ansiklopedinin bile ender bulunduğu bir yaşamdan çeşit çeşit renkli televizyonlarla, bilgisayarlarla, internet ortamıyla, akıllı telefonlarla, dijital yayınlarla buluştuğumuz bir yaşama geçtik ve değişimlere her gün yenileri ekleniyor.

Bu değişimde özellikle edebiyat ortamına baktığımızda neler görürüz?

Benim edebiyat dünyamıza tanıklığım asıl olarak kitaplarımla buluştuğum 1980’li yılların sonlarında başladı diyebilirim.

Öncesinden düşününce ilkin sıra dışı bir edebiyat yaşamım olduğunu söylemeliyim.

Bu sıra dışı edebiyat yaşamımı çocukluğumdan başlayarak şöyle bir özetleme yaparak anlatabilirim.

1980 Öncesi: Okumayı Sevdiren Öğretmenlerle, Kitaplıklarla ve Dergilerle Buluşma
Şanslıydım çünkü 1960’lı yılların ortalarında okuduğum Yerköy Ortaokulunda bana okuma sevgisini kazandıran bir öğretmenim vardı ve kitap kıtlığında beni kitaplarla buluşturdu. Ailem de, yoksulluğuna karşın okuma sevgimin çoğalması için hep destekledi beni. 

Bu okuma sevgisiyle dolu olarak gittiğim Tokat İlköğretmen Okulunda 68’in kıvılcımlarıyla ateşlenmeye başlayan arkadaşlarım, birikimli ve devrimci öğretmenler ve okulun büyük kütüphanesi okumayı seven biri için şanstı elbette.

Okuduğum ve bugünden bakınca 1980’den önceki dönemlerle ilgili olarak edebiyatın nabzının attığı, bugüne göre sayıca çok az olan dergileri (örneğin Varlık ve Türk Dili) de eklemeliyim.

Okudum, çok okudum o dönemde. Arkadaşlarımızla birlikte duvar gazeteleri çıkardık, yerel gazetelerde yazdık, sayfalar hazırladık, etkinlikler düzenledik, etkinliklere katıldık.

Şanslıydım dedim ve bu şansım 1969 sonunda girdiğim Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünde de sürdü. Sınıfımızda on kişiydik ve Emin Özdemir, Adnan Binyazar, Mehmet Aydın gibi edebiyatçı öğretmenlerimiz vardı. Okuduğum dergilerin arasına Yeni Ufuklar, Halkın Dostları, Yeni Dergi, Papirüs gibileri eklendi. 

Muzaffer Erdost, Remzi İnanç, Erdal Öz, Abdullah Nefes gibi edebiyatçıların yayınevleri, kitabevleri vardı ve oralarda edebiyatın soluğunu duyumsuyordum. Onlarla ve orada karşılaştığımız başka kişilerle kitaplar üzerinden başlayan sohbetlerle edebiyatın tadına varıyordum. Ahmed Arif ve Hasan Hüseyin’le karşılaşmalarımız heyecanlandığım, mutlandığım anlardı.

Şanssızlığın içinde bir şanstı aynı zamanda 12 Mart dönemindeki iki yıla yakın tutukluluğum. Çünkü Mamak Cezaevi günleri, günün çoğu saatlerini okuyarak geçirdiğim zamanlar oldu benim için. Koğuşlarda zengin kitaplıklar kurmuştuk. Sürekli okudum.

Cezaevinden çıkınca İstanbul’a göçen ailemin yanına gittim ve bu da bir şans oldu benim için. Çünkü ilanını görüp toplatıldığını okuduğum Yeni Adımlar dergisi bana Cağaloğlu’na adım atma fırsatı verdi. Kapısını çalıp tanışmak istediğimi söylediğim dergideki Suda Yayınları sahibi Orhan Suda, Şemsa İlkin (Yeğin), Yücel Yayınları sahibi Metin İlkin ve Oda Yayınları sahibi Celal Satar’la yıllarca sürecek dostluğumuz başladı. Aynı zamanda bu yayınevlerinde ilk yayıncılık deneyimimi yaşadım. Düzeltmenlik, redaktörlük, editörlük nedir öğrenmeye başladım.

1974’te ilk yazı ve şiirlerimin Yeni Adımlar dergisinde yayımlanmasının sevincini yaşadım. 

Birçok yazarla, çevirmenle tanışmak, Enver Gökçe’nin ilk kitabı Dost Dost İlle Kavga’nın Yücel Yayınları’nda yayımlanırken düzeltmelerine katılmak ve onunla sohbet etmiş olmak da o günlerden unutulmaz anılar bıraktı bende. 

Yıl sonunda aftan yararlanarak Gazi Eğitim Türkçe Bölümünü bitirdim ve Ağrı’nın Taşlıçay ilçesinde altı ay kadar öğretmenlikten sonra bir yıl İstanbul’da kitaplarla iç içe yaşadım. Bir kitap dağıtımcısında çalıştım. 1977 boyunca Kars-Sarıkamış’ta askerdim. Taşlıçay’daki öğretmenlik ve Sarıkamış’taki askerlik günlerim de yoğun okumalarla geçti. 

1978’de TÖB-DER’in merkez yönetimine seçilip yeniden Ankara’ya yerleştim. Bu dönemde Yeni Toplum,Töb-Der, Türkiye Yazıları dergilerinde yazı ve şiirlerim yayımlandı. Fakir Baykurt ve birçok öğretmen yazarın yanı sıra sıkça gittiğim Remzi İnanç’ın, Muzaffer Erdost’un kitabevlerinde Metin Demirtaş’la, Gazi’den sınıf arkadaşım olan Ahmet Telli’nin de yer aldığı Türkiye Yazıları’nda Ahmet Say, Vecihi Timuroğlu, Ruşen Hakkı, Gültekin Emre, Veysel Çolak ve daha birçok edebiyatçıyla tanışıp sohbet ettim. TÖB-DER’in yayın işlerinden sorumlu yöneticisi olduğumdan dergi, gazete, broşürlerin yayımlanması sırasında yayıncılıkla ilgili yeni deneyimlerim oldu.

1979 24 Aralık Kahramanmaraş boykotundan sonra birkaç ay tutuklu kaldığım Mamak Askeri Cezaevinde yine çok okudum ama 12 Eylül sonrasında TÖB-DER Davası nedeniyle girdiğim ve Çanakkale Cezaevine gönderildiğim 1983 Mayıs’ına kadar kaldığım aynı cezaevinde bu kez okumak yani kitap, dergi, gazete yasaktı. 

Yasağa karşın kitap okuyabildiğim iki anım var: 

Birincisi, Atatürk’ün Nutuk’unu (Söylev) okumak istediğimi belirten bir dilekçe yazdım Sıkıyönetim Komutanlığına. Bana Nutuk vermesinler mi? Sonra bir dilekçe daha yazdım, Nutuk’u anlayabilmek için Osmanlıca-Türkçe Sözlük gerektiğini bildirdim ve onu da aldırdım. Aylarca Nutuk’u ve Ferit Develioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Sözlük’ünü okudum.

İkincisi de  İlhami Soysal’la aynı koğuştaydık. O, Madaralı Roman Ödülü’nün Seçici Kurulu’ndaymış ve onun puan vermesi için -başka kimsenin okumaması şartıyla- ödüle katılan romanların verilmesine -Fikret Madaralı’nın öğrencisi olan bir komutanın ricasıyla- izin çıkmış. 1981’de çıkan on beş kadar romanı İlhami Soysal’ın sayesinde geceleri battaniyenin altında okudum. Şiir ve yazılarımı da aileme, arkadaşlarıma mektup biçiminde gönderdim. Ruşen Hakkı ve Metin Demirtaş’la yıllar boyunca mektuplaştık.

Aldığım dokuz yıl hapis cezası onaylandıktan sonra 1983 Mayıs’ında gönderildiğim Çanakkale Cezaevinde kitap gazete okumak serbestti. Kısa sürede arkadaşlarımızdan, yayınevlerinden istediğimiz kitaplarla kitaplıklar kurduk ve ben büyük bir açlıkla hemen her gün bir kitap okumaya başladım. Üstelik daktilo da serbestti ve dönemin dergilerine yazılar, şiirler göndermeye başladım. Kardelen ve Turnalar romanlarımı da yazdım.

O dönemde Bilim ve Sanat, Yarın, Yeni Olgu,Yeni Düşün, Öğretmen Dünyası dergilerinde yüze yakın şiirim ve yazım yayımlandı. Yarın dergisinde çıkan “Merhaba Ankara” adlı şiirim çok sevildi, mutlu oldum.

1985 başında gönderildiğim ve altı ay kaldığım İmralı Yarı Açık Cezaevinde de okuma, yazma, mektuplaşma ve yazdıklarımı yayımlatma serüvenim sürdü. 

Cezaevinden çıkınca İstanbul’daki ailemin, (Ben Mamak’tayken eşim canına kıymış, evim dağılmış ve kızımı anneannesiyle dedesi büyütmeye başlamıştı.) annemin ve kardeşlerimin yanına yerleştim. Paul Eluard’ın Ozan ve Gölgesi adlı kitabıyla ilgili yazım nedeniyle Yeni Düşün dergisinin verdiği beş bin lira ilk telif gelirimdi, hiç unutamam. 

Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki, o dönemde dergilerin ofisleri edebiyatın her şeyinin tartışıldığı mekânlardı. Yeni Düşün, Görüş, Broy, Günümüzde Kitaplar dergilerinin ofislerinde birçok yazarla yaptığım edebiyat, siyaset sohbetleri unutulmazdı.

İlk kitabımın yayımlandığı 1987 yılına kadarki edebiyat ortamını, kendi yaşam özetime baktığımda şöyle noktalayabilirim: Kitaplar, dergiler, okullar, öğretmenler, kitabevleri, yayınevleri, dergi büroları…

Şöyle bir düşününce daha önceki 1930’lu, 40’lı, 50’li yıllarda dergilerde ve bazı mekânlarda atan edebiyatın nabzının 1980’lere kadar aynı biçimde atmış olduğunu görüyorum.

1987: Kardelen’le Başlayan Dünyam 
Kardelen adlı romanıma “1986 Akademi Kitabevi Roman Başarı Ödülü” verilmesi yaşamımda bir dönüm noktası oldu. Ödül töreninin yapıldığı gün yaptığım konuşma birçok yazarın dikkatini çekti ve gün zamanda ilerleyecek dost yazar ağabeylerimle tanıştım: Hasan İzzettin Dinamo, Vedat Günyol, Mehmet Başaran, Atilla Özkırımlı, Demirtaş Ceyhun, Onat Kutlar… 

1987 Nisan ayında Kardelen Cem Yayınevi’nde yayımlandı ve yayınevi aynı zamanda işyerim oldu. Orada çalışmaya başladım. Kardelen sevildi, hakkında çok şey yazıldı. Bu sonuç ikinci romanımın da 1987’nin Kasım’ında yayımlanmasını sağladı: Turnalar. Ona da “1988 Madaralı Roman Ödülü” verildi.

Yayınevine hemen her gün birkaç yazar gelip gidiyordu ve tanışıp konuşuyor, sohbetler ediyorduk. Yıllar içinde kitapları yayınevinde basılan birçok yazarla dost olmaya başlamıştım. Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Bekir Yıldız, Atilla Özkırımlı, Alpay Kabacalı, Ahmed Arif, Cemal Süreya, Oktay Akbal, Hıfzı Topuz, Osman Şahin, Aziz Çalışlar…

Cem Yayınevinin sahibi Ali Uğur’un organizesiyle her pazartesi Cemal Süreya, Muzaffer Buyrukçu, Ferruh Doğan, Atilla Özkırımlı, Bekir Yıldız’ın ve zaman zaman başka yazarların da katıldığı öğle rakısı içiyorduk. Genç yazar olarak onların sohbetlerini dinlemek müthiş keyif veriyordu bana.

Artık yazılarım Bilim ve Sanat, Yarın, Yeni Olgu,Yeni Düşün yanında Varlık, Yaba Öykü, Günümüzde Kitaplar, Broy, Dergi, Gerçek Sanat, Karşı Edebiyat, Yazın, Yeni Şiir, Kıyı, Beşparmak, Türk Dili Dergisi, Abece, Kıyı, Çerçeve, Şiir Okulu, Eylül, Yaba Öykü, Demokrat, Martı dergilerinde yayımlanıyordu. Tüm bu dergileri çıkaranlarla, yönetenlerle tanışıyor, tartışıyorduk. 

Bu iki romanımın yayımlanmasının ertesinde yeni bir serüven başladı benim için: Anadolu. 12 Eylül’ün karabasanını aşmaya çalışan toplumumuzda kitap önemli bir silahtı. 1989 yerel seçimlerinden sonra Anadolu’nun dört bir yanındaki festivallere, şenliklere çağrılmaya başladım ve her birinde sayısı onları bulan yazarlarla tanıştım, birçoğuyla yıllar boyu sürecek ilişkileri sürekli geliştirdim. 1989’da Gökyüzüne Akan Irmak’ın da yayımlanmasıyla 1980’li yılları üç romanla tamamlamış ve 90’lı yıllara bir yazar olarak girmiştim.

Kitapları yayımlanmış olan bir yazar olarak edebiyat dünyamın da genişlemesini yaşadım. Edebiyat dünyam yine kitaplarla, yayınevleriyle, dergi bürolarıyla, kültür etkinlikleriyle, yazarlarla evlerde ya da lokantalarda, salonlarda buluşmalarla dostlukların büyümesiyle genişliyordu.

1990’lı Yıllar
Yazarlık serüvenim çeşitli biçimlerde sürdü: Yayınevlerinde çalıştım. Cem Yayınevinden sonra çeşitli işler yaptığım birçok yayınevi sayesinde (Çınar, Papirüs, Engin yayınevleri…) yayıncılığın her aşamasındaki işleri öğrendim, birçok kitapla yoğunlaştım. Örneğin klasik romanları kerelerce okuma şansını da yakalamış oldum.

Dergilerde yazmayı usanmadan sürdürdüm. 1980’li yıllarda sürekli olarak, zaman zaman ya da birkaç kez yazdığım dergilere Agora, Anadolu Ekini, Ardıçkuşu, Aykırı Sanat, Bahadın, Bahçe, Berfin Bahar, Beşparmak, Cumhuriyet Kitap, Çağdaş Türk Dili, Çalı, Damar, Dört Mevsim, Dünya Kitap, Edebiyat Gündemi, Edebiyat ve Eleştiri, Evrensel Kültür, Fayton, Gerçek Sanat, Gündoğan Edebiyat, Güzel Yazılar, Haliç Edebiyat, Hişt, İnsancıl, Kitap Gazetesi, Papirüs, Pir Sultan Abdal, Söylem, Türk Dili Dergisi, Varlık, Yaba Edebiyat, Yazın eklendi.

Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki kültür sanat etkinliklerine, konferanslara, panellere, şenliklere, imza günlerine, İstanbul içindeki özellikle kültür merkezlerindeki toplantılara, okullara ve Tüyap Kitap Fuarına katılmayı sürdürdüm. 

Anadolu’nun birçok yerine toplantılara gittim. Kırklareli’de yıllarca Sabahattin Ali Günleri’ne katıldım. Defalarca Ege’nin birçok ilçesinde, Ankara, Adana, Antalya, İzmir, Mersin, Antakya, Trabzon, Karabük, Kastamonu’da toplantılara katıldım. Edremit Körfezi (Edremit, Altınoluk, Güre, Akçay) ve Ayvalık, Dikili sık gittiğim yerler oldu. Birçok yaz mevsimini Sinop, Ayancık, Altınoluk, Dikili, Burhaniye’de geçirdim.

Makedonya, Almanya ve Hollanda’ya üç de yurtdışı etkinliğim oldu. 

TCK’nın 141. maddesi kaldırıldıktan sonra kültür örgütlenmelerinde çalışmaya başladım. Türkiye Yazarlar Sendikasında yıllarca yönetici gibi görevler aldım. Altı yıl boyunca (1993-99) PEN Yazarlar Derneğinde saymanlık ve genel sekreterlik, Edebiyatçılar Derneğinde genel yönetim kurulu üyeliği, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfında saymanlık ve yönetim kurulu üyeliği yaptım. PEN ve Edebiyatçılar Derneği adına Özerk Sanat Konseyinin Sivil Toplum Kuruluşları Birliğinin kuruluşlarına ve çalışmalarına katkıda bulundum, yöneticilikler yaptım. 

Bütün bu kurumlardaki birliktelikler, Aziz Nesin, Şükran Kurdakul, Alpay Kabacalı, Oktay Akbal, Atilla Özkırımlı, Bekir Yıldız, İsa Çelik, Asım Bezirci, Attilâ İlhan, Ataol Behramoğlu, Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Osman Bolulu, Can Yücel, Cengiz Bektaş, Cengiz Gündoğdu, Demirtaş Ceyhun, İsmet Zeki Eyuboğlu, Kemal Sülker, Osman Şahin, Mahmut Makal, Sami Karaören, Server Tanilli, Erol Toy, Adnan Özyalçıner, Ahmet Say, Mustafa Şerif Onaran, Mustafa Ekmekçi, Uğur Mumcu, Erdal Atabek gibi yazarlarla ve Özerk Sanat Konseyi çalışmalarında diğer sanat disiplinlerinden birçok sanatçıyla, ressamlarla, sinemacılarla, müzisyenlerle, tiyatrocularla giderek çoğalan dostluklarımı pekiştirdi.

Tüm bu yazarlarla toplantılara gidiş geliş, toplantılar, yemekler, derneklerdeki görüş alışverişleri, özel görüşmeler derken yaşamım edebiyat ağırlıklı geçmeye başladı. Tabii ki kendi kuşağımdan birçok yazarla da yakın dostluklarım olduğu için kıvançlıyım.  Sayısı yüzleri geçen bu dostlarımdan ancak birkaçını burada sayabilirim: Ahmet Özer, Hüseyin Yurttaş, Hidayet Karakuş, Zeynep Aliye, Sunay Akın, Sevgi Özel, Hasan Hüseyin Yalvaç, Nevra Bucak, Ali Balkız, Mehmet Güler, Ayla Kutlu, Feyza Hepçilingirler, Tansu Bele, Gülsüm Cengiz, Feridun Andaç, Arife Kalender… Daha genç kuşaklardan da dostum yazarlar var elbette. Ve hepsiyle edebiyatımızın sorunları yıllar boyu tartışmanın güzelliğiyle yaşadım, çoğaldım.

Kitaplarımın sayısı da giderek çoğaldı ve tüm bunlar, edebiyat mekânı olarak bildiğim dergi büroları ve bazı meyhanelere kültür kuruluşlarının, salonların, meydanların da eklendiğini gösterdi bana.

2000’li Yıllar
Aziz Nesin Dostları adlı grubumuzla on yıl boyunca her ay en az yüz kişinin katıldığı Nesin Vakfına ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine destek toplantılarımızı sürdürdük. 

Birçok yazarla (Aziz Nesin, Vedat Günyol, Şükran Kurdakul, Hıfzı Topuz, Mehmet Başaran, Alpay Kabacalı) evlerindeki söyleşilerimiz çok şeyler kattı bana. Evlerde birçok yazar arkadaşımızla (Adnan Binyazar, Orhan Karaveli, Alev Coşkun…) yıllarca aylık yemekli toplantılar yaptık ve bu buluşmalar benim açımdan edebiyat yaşamımın vazgeçilmezi oldu.

2013’te İstanbul’dan ayrılıp Burhaniye’ye yerleşince tüm bu ortamlardan uzaklaşmış oldum.

Ama dostluklarım kalıcı oldu ve hep sürdürdüm.

Yaşamımı yine yayımlananların sayısı yetmişi bulan yazdığım ve sürekli okuduğum kitaplarla, okuduğum ve yazdığım dergilerle, yayınevleriyle, toplantılarla, şenliklerle, kitap fuarlarıyla edebiyat içinde sürdürüyorum. Her ne kadar son birkaç yıldır uzak yerlere sağlık nedeniyle gidemesem de Körfez ve çevresindeki etkinlikler dolduruyor yaşamımı.

*
Başlarken söylemiştim, çok şanslıydım diye: Adını yazdığım ya da yazamadığım yazar büyüklerimle dost olabilmek büyük bir şanstı benim için. Her birinden çok şeyler öğrendim.

Elbette kendi kuşağımdan ve daha genç kuşaklardan birçok edebiyatçı dostumla sürdürüyorum ilişkilerimi.

Edebiyat yaşamımın sıra dışı ve şansla dolu olduğunu söylemem bundandır.
.


Öner Yağcı’nın Diğer Yazıları
Kardelen