Zürih

25 Mayıs 2025
Yazı ve Fotoğraflar: ŞÜKRAN ŞAHİN

Zürih; Zürih Gölü’nün kenarında ve Alp Dağları’nın eteklerinde konumlanmış. Wikipediye göre 2018 yılında Zürih Belediyesinde nüfus 415.367, çevre ilçeleriyle birlikte nüfusu 1,39 milyon. Zürih şehri Zürih Kantonu’nun başkenti. 2023 yılı sonunda ise Zürih’te 150.000’den fazlası yabancı olmak üzere 447.082 kişi yaşamakta olduğunu okumuştum.  Düzenli, kurallı, modern,  zengin, temiz, yeşil, dingin ayrıca bir sanat şehri diyebilirim. Zürih kenti 91.88 km²lik bir alana yayılmış, bunun 4.1 km²sini Zürih Gölü oluşturmuş. Zürih Gölü tamamı İsviçre toprakları içersinde olan en büyük göl, Limmat nehrinin kıyıları şehrin en yoğun bölgeleri. Zürih, İsviçre’nin en büyük şehri ve finansal merkezi. Nüfusu yaklaşık dört yüz bin.

Sokaklarında, meydanlarında, caddelerinde tepelerinde dolaşarak kenti tanımayı severim. Zürih’te kaldığımız beş gün boyunca şehri yürüyebildiğimiz kadar keşfetmeye çalıştık. Özlediğimiz huzur ve güvenli, düzenli ortamı bulunca bu şansı kaçırmak istemedim. Yine de zamanı daha verimli kullanmak için kredi kartımızla (Saver Day Pass) günlük ücretsiz sınırsız seyahat etmemizi sağlayacak toplu ulaşım bileti aldık.  Özellikle tramvayların arka koltukları karşılıklı oturmalı, şehri seyretmeye müsait. Bu yüzden hep arka koltukları gözümüze kestirdik.

Zürih Tren İstasyonu
Rodin’in Cehennem Kapısı rölyef heykeli
İsviçreli Eğitimci Pestalozzinin Heykeli
Grossmünster Kilisesi
Sağdaki St.Peter Kilisesi

Uzun yürüyüşlerimde karşıma Pestalozzi heykeli çıktı. Kırk beş yıldır eğitimcilik yaptığım için eğitim benim önceliğim. Bizim mesleğimizin temellerini kuran bir eğitimci olan  Pestalozzi  için Wikipedi diyor ki  “İsviçreli pedagog;  hayırsever, okul ve sosyal reformcu, filozof ve politikacı. Hürriyet gazetesinde Yalçın Bayer de  “Çağdaş eğitimin kurucularından olan Pestalozzi’ye gösterilen ilginin binde biri bizim de Pestalozzi’miz olan Tonguç Baba’ya gösterilmiş olunsaydı, Türkiye Cumhuriyeti bugün bambaşka bir yerde, Mustafa Kemal’in öngördüğü yerde olacaktı.” diye yazmış. Uzun yıllar İsviçre’de çalışma ataşeliği yapan ve orada yaşayan mühendis, hukuk doktorasını bitiren, araştırmacı yazar halamın oğlu Hüseyin Pekin aklıma geldi. Bana gözleri dolarak İsviçre’nin en prestijli ansiklopesinde Türkiye’den sadece eğitimci olarak Köy Enstitülerinin mimarı İsmail Hakkı Tonguç’a yer verilmiş olduğunu, Köy Enstitüleri’ndeki Pestalozzi’nin izlerini anlatmıştı. Bunun üzerine Mustafa Gazalcı’yı Zürih’e davet ederek  birlikte köy Enstitülerine saygı bağlamında Pestalozzinin İzinde kitabını yazdılar. Heykelin önünde Hüseyin amcaya, Tonguç’a ve  Pestalozziye  minnetlerimi ve rahmetlerimi sundum. Eğitimci olarak eğitim benim önceliğimdir, onun için bu anımı yazımda paylaşmak istedim.

 St. Peter Kilisesi: Antik Roma kalesinin kalıntıları arasında yer alan Jüpiter Tapınağı’nın bulunduğu yere inşa edilmiş. 8. veya 9. yüzyılda inşa edilen ilk kilisenin ardından çeşitli dönemlerde aynı yerde başka kiliseler ve eklemeler yapılmış.  Aziz Peter Kilisesi’nin kulesindeki saat, 13. yüzyılda kuleye yerleştirilmiş. Çeşitli tarihlerde yenilenen ve değiştirilen saat, günümüzde Avrupa’daki en büyük kilise saati olma unvanına sahip. 8,7 metre çapa sahip olan bu saatten kulenin dört yüzünde de bulunuyor.  Büyüklüğünden dolayı, Zürihliler ona “Şişman Peter” de diyormuş. Hatta Guinness Rekorlar Kitabı’nda yerini almış bile. Şehrin her yerinden görülüyor.  

Bahnhofstrasse  Caddesi Avrupa’nın en pahalı caddesi diyorlar. Zürih Gölü ile Tren İstasyonu arasında bir buçuk kilometre boyunca uzanıyor. Bahnhofstrasse’yi  kesen yollardan birinin üzerinde gördüğüm Hiltl  restoran yüz yirmi üç senedir kesintisiz açık ve Guinness Rekorlar Kitabı’nda dünyanın en eski vejetaryen restoranı olduğu yazıyor. 

Augustinergasse Bahnhofstrassee ile birleştiği yer.
Alttaki Bellevue Meydanı

Lindenhof Tepesi‘ne çıkıp şehri panoramik seyretmekte cezp edici.  Burada Lindenhof parkında açık havada genellikle orta yaşlı erkeklerin olduğu kalabalık bir gurup satranç oynuyordu ve onları izleyen seyircileri de vardı. 

Zürih Gölü: Doğaseverler için uğraması gereken yerlerden. Şehrin güneydoğu ucunda yer alan göl, Alplerin eteklerinde çarpıcı bir manzara sunuyor. İsviçre’nin en büyük gölü de olan Zürih Gölü, kırk iki kilometre uzunluğunda ve on dört kilometre genişliğinde. Ortalama derinliği kırk metre olan göl, Linth Nehri ve Sihl Nehri tarafından besleniyor. Zürih Gölü, şehir ve çevresindeki kasabalar için önemli bir içme suyu kaynağı, aynı zamanda da denizin yokluğunu bir anlamda gideriyor. Göle bakan parklarda kuğuları, kuşları seyretmek çok hoş. Parklardaki ünlü heykeltıraşların heykelleri sıkça sizi selamlayıp heykelle beraber fotoğraf çekme isteğinizi uyandırabilir.

Parkların kenarında bisiklet ve yürüyüş yolları var. İlginç bir şekilde Amsterdam ve Berlin’de bisikletliler o kadar yoğunki yürürken alışık olmadığım için hep tedirgin olmuşumdur.  Bu durumu Zürih’te yaşamadım. Bisikletliler trafikte çok yoğun değiller. Biraz da espri ama trafikte bisikletli sürücülerden çok porsche ve diğer en pahalı otomobil sürücüleri daha fazla.  Zürih için ticaretin kalbi, finans merkezi dedikleri doğruymuş. Otomobillerden anlaşılıyor zaten. 

Zürih Sanatevi (Almancası Kunsthaus Zürich) kırk beş yıllık görsel sanatlar eğitimcisi olarak bu müzeye bayıldım. Koleksiyon Orta Çağ’dan modern dönemlere kadar olan eserleri barındırıyor.  İsviçre ile ilgili sanatçılardan eserler de var.

Zürih Sanatevi

 Koleksiyon “Zürcher Kunstgesellschaft” adlı bağımsız bir vâkıfa ait. Sevdiğim ressamların, heykeltıraşların resmi geçidi gibiydi. Rodin, müzenin girişinin yanında “Cehennem Kapısı“ isimli eseriyle ziyaretçileri karşılıyor. Rodin’in 1880-1917 yılları arasında tamamladığı rölyef ve heykel teknikleri ile yapılmış en önemli yapıtlarından biri. 635x400x94cm boyutlarında olan eser temel olarak Dante’nin İlahi Komedya’sının en etkileyici bölümü olan Cehennem bölümünden alınarak tasarlamış. Eseri incelerken detayların içinde kayboluyorsunuz. 

Alberto Giocometti heykelleri, Picasso, S.Dali,  Joan Miro, Piet Mondrian, Paul Klee, Marc Chagall, Kandisky,  Franz Marc, Francis Bacon, Degas, Monet, Manet, Giorgio de Chirico, Carlo Carra, Ferdinand Hodler, Rudolf Koller, Richard Hamilton, Hermann Scherer, Romero Britto eserleri benim için ayrıcalıklıydı. Ayrıca performans sanatının öncülerinden Marina Abramovic, İsviçre’deki ilk büyük retrospektifini bu müzede aynı günlerde sergilemesine rastlamam şanstı ve fakat bu şansı kullanamadım. Sergi açıklamasında kariyerinin her aşamasındaki eserleri, ikonik performansları ve yeni olan etkileşimli bir eseri yer aldığını yazıyordu. Ancak müze dükkânındaki tıpkıbasımları, afişleri ve kataloglarıyla yetinmek zorunda kaldım. Bu sergiyi izlemek çok zamanımı alacağı için grubumuzdan ayrılamazdım. Sanata ilginiz varsa Kunstmuseum gideceğiniz ilk adres diyebilirim. 

Alstadt galerileri ve her an karşınıza Miro, Chagall eserleri, Giacometti heykeli çıkabilir.

Eski Şehir: Avrupa şehirlerinin old town bölgelerini daha çok severim. Zürih’te de eski şehri (Altstadt) çok beğendim. Arnavut kaldırımlı sokaklar, kimlikli şirin, noel nedeniyle süslü binalar ve Orta Çağ’dan kalma binalar, eski kiliseler, bu binaların altındaki özgün ve vintage  dükkanlar, sanat galerileri, sokaktaki heykeller, çeşmeler güzel bir atmosfer sunuyor. Zürih çeşmelerinin fazlalığıyla ünlü. Sıkça bu estetik çeşmelerden su içtim. Sanat galerilerinden çıkamadım. Chagall, Miro, Klee, Kandisky, Rudolf Koller, Ferdinand Hodler, Kokoschka ve daha birçok ressamın orijinal eserleri ve orijinal baskılarına rastladım. 

Çin Bahçesi (Chinagarten)

Chinagarten: Zürih’in Çin’deki kardeş şehri Kunming tarafından, Zürih’in Kunming’in içme ve arıtma su sistemini geliştirmesi için verilen teknik ve bilimsel hizmetlere teşekkür etmek amacıyla Zürih’e hediye edilen bir bahçe. Çin dışında kurulan, Çin yerleştirme sanatına (Geomanti) sadık kalınarak yapılan en büyük Çin Bahçesi olma özelliğine sahip. Parktaki minik köşkler, dereler, köprüler, mobilyalar, dereler, tablolar gibi tüm ayrıntılar Uzakdoğu tarzında tasarlanmış. Masalımsı bir atmosfer sunuyor. Deredeki balıklar, bitkiler, ağaçlar, kayalar, taşlar bile adı üzerinde Çin coğrafyasından. 

Parklarda heykeller
sağ üstte Jean Tinguely’in kinetik heykeli,
sağ altta Henry Moore heykeli
Zürich Merkez Tren İstasyonunda 11 metrelik Niki de Saint Phalleya ait “Altın Kanatlı Mavi Melek“ ya da “Şişman Melek“ heykeli

Kirche Fraumünster: Limmat nehri kıyısında bulunan kilisenin yeri çok güzel bir meydana bakıyor. Girişi özellikle rölyef kapısı çok hikayelerle dolu. Kilisede öyle, hikayesi uzun. 9. yüzyılda Şarlman’ın torunu Ludwig  tarafından en büyük kızı Hildegard için yaptırılıp Benediktin tarikatına bağışlanmış. 14. yüzyıldan 1524’e kadar “Gotshus zu Frowenmünster” (Kadınlar Kilisesi) şeklinde kullanılmış.  Yapı, sivri uzun bir kule ve saat kulesi ile Romanesk ve Gotik mimarinin bir karışımı. Kilisenin iç kısmı, reform kilisesi olarak nitelendirmek için dönüştürülmüş. Sadeliğinden belli oluyor. Kilisenin bodrumunda bir de müze var.  Buradanda  Zürih’teki Reformasyon hareketine dair ipuçlarını anlayabiliyorsunuz.

Kilisede son baş rahibesi Katarina von Zimmern’in heykeli de var. Ayrıca sevdiğim ressam Chagall tarafından 1970 yılında  koro yerinde beş adet geniş renkli cam pencerenin vitrayları  yapılmış.  Hristiyanlığın önemli öykülerini resmediyor.  Bu kilisede başka bir vitray çalışması da dokuz metre yüksekliğinde Augusto Giacometti tarafından 1945’te yapılmış. 

Zürih’te hediyelik eşya olarak alınabilecekler; İsviçre çakısı, saatler, müzik kutuları, takı ve mücevherler olabilir. Yiyecek ve içeceklerden; bolca çikolatalarını tatmak, sütlü çikolatasından içmek, İsviçre biraları, peynir ve et fondüleri, şnitzelleri, rosti. Kuzen Belma kırk yıldan fazla Zürih’te yaşadığından ayrıca yemek kültürüne meraklı olduğu için bize o kadar  özgün ve Zürih’e has lezzetler yaptı ki  sadece Belmanın yemekleri bir gurmelik yazıyı hak ediyor. Bu vesile ile mastır şefimize teşekkürlerimi bir borç bilirim.  

Le Corbusier Evi

Le Corbusier Evi: Modern mimarinin babası İsviçreli Mimar Le Corbusier tarafından tasarlanan bir müze ve sanat merkezi. 1963 yılında tamamlanan ev, Le Corbusier’in son eseri olarak kabul ediliyor, ayrıca ünlü mimarın vizyonunu ve fikirlerini yansıtıyor. Mimarın Modulor adını verdiği bir sistemden ilham alarak tasarlanan ilginç yapı, insan bedeninin oranlarına dayanan bir ölçüm sistemine sahip. Çatı katındaki Zürih’in panoramik manzaralarını sunan teras ve pencereler de görülmeye değer güzellikte. Evi ilk gördüğümde en sevdiğim ressamlardan biri olan Piet Mondrian tablolarının üç boyutlusu gibi algıladım. 

Ev sahiplerimiz bizi dönüş için havaalanına götürürken bir de Zürichberg tepesinden şehri panoramik görelim istediler. Zürichberg mahallesinden tepeye varırken büyük malikâneler,  modern ve klasik tasarım evler, oteller ve restoranlar göze çarpıyordu. Tepeden manzara eşsizdi. Gezimizin sonunda bu görüntü belleğimde unutulmazlarım arasında yerini aldı. 

Zürih’te Seefeld mahallesindeki evlerden seçki
Alltaki Limmat ırmağı. Hotel Storchen.
Fraumünster (Kadınlar Manastırı)
Arka planda St. Peter Kilisesi
Central Plaza Hotel’de 1883’ten kalma bir çeşme,
Kadınlar Kilisesinin avlusunda bir çeşme.
Fraumünster Kilisesindeki Marc Chagall’ın yaptığı vitrayları seyretmek

Ibn Battuta demiş ki “Yolculuk önce seni sözsüz bırakır sonra da iyi bir hikâye anlatıcısına dönüştürür.”  Umarım iyi bir gezi hikâyesi anlatmışımdır.

Yazımın gezginlere ilham olması dileğiyle, geze kalın, esenlikle kalın. 

.

Unesco Listesindeki Bernina Ekspresi

.