Yazmasanız Olmaz mı?

Şubat 2024

SEZA KUTLAR AKSOY

Doğrusu soru çok kışkırtıcı. Nedenine gelince bir süredir yazmaya ara vermiştim ve yeniden yazmaya çalışıyorum. Rastlantı bu ya! Yazmadığım için mutsuz olduğumu fark ettiğimde geldi soru. Evet, yazmasam olmuyor.

Kendimi şöyle bir yokluyorum, ne zaman başladım yazmaya diye. Aklıma çocukluğum geliyor. Dört beş yaşlarım, henüz okuma yazma bilmediğim yıllar… Babamın üç yaşımdayken İstanbul’dan getirdiği okul öncesi dışında kitabım yok. Büyüklerin işleri çok, bu yüzden masal anlatan da yok. Oyunlar bitince canım sıkılıyor. Doğrusu her çocuk gibi düş gücüm muhteşem. Böylece kendi masalımı kendim anlatmaya, uydurmaya başlıyorum. Yaşıtım kuzenlerim bayılıyor masallarıma. Hele dünya güzeli bir genç kız kuzen var ki ben anlattıkça gülüyor, çok seviyor masallarımı. Ben de coşuyorum. Bence yazar olmak için yazmak gerekmez. Benim sözlü olarak yazarlığım böyle başladı.

Sonrası okul dönemi. Evde bulduğum antolojideki tüm şiirleri yalayıp yuttuğumda, ezberlediğimde sekiz yaşımdaydım. Yahya Kemaller, Nazım Hikmetler, daha kimler… Ardından her gün bir şiir yazıp selam vererek şiirlerimi okuyorum. Verimli bir şairim doğrusu. Bu arada Onat ağabeyimin İstanbul’dan getirdiği güzelim Varlık Çocuk Klasikleri defalarca okunuyor.  Anna Frank’a özenip kilitli anı defterime döktürüyorum. Bendeki yazar kumaşını ben çok küçükken farkeden (Bunu yıllar sonra günlüğü yayımlanınca öğrendim.) değerli yazar ağabeyim Onat Kutlar’ın dergileri, kitapları evin olmazsa olmazları. Anlamazsın dedikleri Balzac’ın Vadideki Zambak kitabını inatla okumaya çalışıp anlayamadığımda çok bozulmuştum. Bu yenilgiyi hâlâ anımsarım. Neyse Hemingway’ı yazarım olarak seçtiğimde yaşım 12.  Türkçe öğretmenimin gözdesiyim. Dilbilgisi benden sorulur. Gerçek bir kitap kurduyum. 

On üçümde İstanbul’a taşındığımızda başlangıçta bocaladım. Sonra zor ve çaba gösterilmesi gereken kitaplar girdi yaşamıma. Ağabeyime özenip Sartre okumaya kalktım. Gençlik bunalımlarıma “Varoluşculuk”un bunalımları eklendi. Daha kötü oldu. Kimse farketmedi bile. Nedense kimliğimi keşfetmek istiyordum. B. Russel, Politzer, Çehov daha pek çok yazar yoldaşım oldu. Bu keşfe üniversiteye girdiğim yıl değerli öğretmenlerimin katkısı olmuştur elbet. Anlayarak okuma beni bir hazine bulmuşçasına sevindirdi. En zor yazarları zevk alarak okudum. Bu arada kendimi tanıdım, yeteneğimi keşfettim. Benim için en değerlisi de buydu. 

Günün birinde hani farkına varmadan desem yerindedir, bir çocuk romanı yazıverdim. Şanslıydım, hemen basıldı. Ardından gelen birincilik ödülleri beni yüreklendirdi. Evin küçüğü olmam, çocuksu yapım, yaşama sevincim beni bu alana itti sanırım. Çocukluğumu, çocuklarımı, torunlarımı gözlemek besledi yazın yaşamımı. Şimdi bir kitabı bitirince ilk okurlarım ve güvendiğim eleştirmenlerim çocuklarımdır.

Çocukluğumda, gençliğimde fark etmeden yaşadığım mutluluğu, kitapları kurgularken coşkuyla yaşıyorum. Yarattığım kahramanların serüvenleri beni sonsuzca mutlu ediyor. Yaratımın gücüne yürekten inanıyorum. Aklım, yüreğim, bir kitabı istediğim gibi yazıp son tümcenin noktasını koyunca sevinçten uçuyor. Bir de elbet okurlarım, o canım, içten, değerbilir okurlarım kitabımı çok sevdiklerini söyleyince… Mutlu olmayı ve çocukları mutlu etmeyi çok seviyorum. Kim sevmez ki!

Yazmadan mutlu olamam.

.