Yazar Oya Engin’le Okuma Kulüpleri Üzerine

8 Ocak 2026
HATİCE EROĞLU AKDOĞAN

Hatice Eroğlu Akdoğan: İçinde bulunduğumuz dönemde, birlikte kitap okuyarak değerlendirme yapma faaliyetlerinde bir artış var. Hatta siz bir değil birçok okuma grubunda böyle bir çalışma içindesiniz. Nereden, nasıl başladınız da kendinizi birçok okuma grubunun içinde, onlara rehberlik ya da liderlik ederken buldunuz?

Oya Engin: Gerçekten de son zamanlarda kitap okuma kulüplerine talepte bir artış var. Öncelikle çok sevindirici bir durum olduğunu belirtmek isterim. Bunun en büyük etkisinin sosyal medya aracılığıyla bu etkinliklerin geniş kitlelere yayılması, kurumların desteklemesi ve eylemin kendisinin özendirici olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Benim hikâyem ise yazı yazmaya başladığım dönemlerle eş zamanlı başladı. Ortaokul yıllarından itibaren okuduğumuz kitapları arkadaşlarımızla tartışır, “Biz yazsak nasıl yazardık?” diye konuşurduk. O zaman bir kitap kulübü kurduğumuzu bilmiyorduk ama işlevsel olarak uzun yıllar bunu yaptık.  İlk okur olarak katıldığım kulübüm uzun yıllardır bir arada olan “23 Nisan Okuma Grubu”ydu. Daha sonra o grupla devam ederken bu grubun içinden ek bir grup kurarak farklı şehirlerde yaşayan üç arkadaş dijital olarak hem okuma hem öykü yazmaya başladık. Pandeminin gelmesi yüz yüze toplantıları ertelese de dijital olarak biz yine okumalarımızı yaptık. Beykoz’a geri taşınmamla kısa adı Bedes olan Beykoz Eğitime Destek Derneği ile gönüllü çalışmaya başladım. Derneğin en etkili projelerinden biri olan Meşale Anneler Projesinde halen kitap okuma lideri olarak iki farklı gruba rehberlik yapıyorum, ayrıca yaşadığım köyde sadece köy halkının katıldığı bir okuma kulübü kurdum.

H. E. Akdoğan: Kaç grubunuz var ve grupları bir araya getiren bağlar nasıl oluştu?

O. Engin: Aktif olarak üç gruba liderlik yapıyorum. Okuyucusu olduğum iki grup ve arada konuk olarak gittiğim gruplar var. 2026 yılının başlarında yeni bir grup kurmaya hazırlanıyorum. Bu yeni grup konsept olarak biraz farklı olacak. Henüz hazırlık aşamasındayım. Liderliğini yaptığım gruplarımda yaklaşık elli civarında okuyucu bulunuyor. Yeni kurulacak kulüplere danışmanlık da yapıyorum.  Gruplarda okuyucuları bir araya getiren şey kesinlikle kitap okuma isteği. Bireysel okumadan toplu okumaya geçmek isteyenler çok fazlalaştı. Bunu bir disiplin ve kurallar işleyişiyle yapmak insanlara çok şey katıyor. Her okuma kulübünün kendine özgü farklılıkları olabiliyor. Bu bazen baştan belirleniyor bazen de kendiliğinden gelişiyor. Kuralları baştan belli Meşale Anneler Projesi; Bedes Beykoz Eğitime Destek Derneğinin kendi bünyesinde oluşturdukları kütüphanelerindeki kitapları okuttuğu bir sistem. Buradaki kadınlar öncelikle çocuklarına dernekten aldıkları bursun zorunlu uzantısı olarak kitap okuyorlar. Ancak velilerden başka kitap okumak isteyen Beykozlu kadınlar bu proje kapsamında kitap okuyabiliyorlar. Bedes gönüllüsü olduğum için ben de bu kadınlarla kitap grupları sayesinde bağ kurmuş oldum. Yaşadığım köyde ise bu etkinliği köy halkı için hayata geçirdim. Bireysel çabama köy halkı, işletmeler, yerel yöneticiler de tam destek verince ortaya harika bir iş çıktı. Hepimiz bu anlamda çok mutluyuz. 

H. E. Akdoğan: “Meşale Anneler” konusunu ayrıca açar mısınız?

O. Engin: “Meşale Anneler”, kısa adı Bedes olan Beykoz Eğitime Destek Derneğinin kitap okuma/okutma projesidir. Dernek 2005 yılında eğitime destek amacıyla kurulmuş ve Atatürk ilke ve devrimlerine sadık kalarak yirmi yıldır İstanbul’un Beykoz ilçesinde faaliyetlerini başarıyla sürdürmektedir. Başkanlığını Gülay Demirel’in yaptığı dernek gönüllülük esasına dayanarak yürüttüğü faaliyetlerinde pek çok çocuğa burs vermiş ve burs alan çocukların annelerine eğer herhangi bir işte çalışmıyorlarsa kitap okuma kulüplerinde kitap okuma mecburiyeti getirmiştir. Bünyesinde yirmiden fazla okuma kulübü ve okuma lideri olan Bedes, bu kulüplerde kitap okuyan kadınların her birine “meşale anne” demektedir. Meşale anneler ailelerinde ve çevrelerinde aydınlanma ve aydınlatma misyonunu olağan bir şekilde üstlenmektedirler. Veli olma dışında dileyen her kadın “meşale anne” olabilir. Bunun için herhangi bir kriter yoktur. Okuma yazma bilmeyen meşale annelerimiz dahi bulunmaktadır. 

“Farklı edebiyatçılardan, çağdaş ve klasik eserler, çeşitli akımların örneklerinden, ödül almış ya da fazla bilinmeyen ama edebi değeri olan eserlere yer veriyorum.”

H. Eroğlu Akdoğan: Okuma gruplarında benim dikkatimi çeken bir nokta var ki o da kitap seçiminde Google başvuruluyor olması. Bu bana “tek tip”leşme ve okuma kültürünün yukarıdan bir yerden dizayn edilmesi bakımından tehlikeli geliyor. Sizin bu konudaki görüşünüzü merak ediyorum. Kitap seçiminde siz nasıl bir yol izliyorsunuz? Seçim konusundaki tutumunuz gruptan gruba değişiyor mu, değişiyorsa nedenleri nelerdir? 

O. Engin: Benim edebiyatçı kimliğimden dolayı kitaplarla yakınlığım biraz daha fazla. Bu yüzden okunacak kitaplara bireysel gruplarımda genellikle başlarda ben karar veriyorum. Daha sonra ilerledikçe ve okurları daimi olan gruplarda sunduğum seçenekler arasından birlikte de karar verdiğimiz oluyor.  Eğer grup her toplantıda değişken okurlardan oluşuyorsa ben karar veriyorum. Ancak Bedes okuma gruplarında derneğin bir komisyon arayıcılığıyla belirlediği ve kendi bünyesinde oluşturduğu kütüphanesinden kitap seçiyoruz. Bazen bu seçimlere ben karar veriyorum bazen gruptaki kadınların istekleri oluyor. Ona göre okuyoruz. Kitap seçimlerinde okurların seviyesi, okuma hızı, ilgi alanları, birbirleriyle uyumu belirleyici unsurlardır.  İlk başlarda kolay okunan daha sonra grubun seviyesi belli olduktan sonra uygun kitaplara karar veriyorum. Ben bugüne kadar Google yönlendirmesiyle kitap seçmedim. Zaten ilgi alanım dolayısıyla belli bir okunmuş kitap birikimim var. Daha önceden de belirttiğim gibi şartları inceleyerek gruplara göre seçimleri yapıyorum. Tek tip ya da popüler kitap okuma yerine farklı edebiyatçılardan, çağdaş ve klasik eserler, çeşitli akımların örneklerinden, ödül almış ya da fazla bilinmeyen ama edebi değeri olan eserlere yer veriyorum. Bu kitaplarla tanışan okurlar tarzlarına göre sonra kendi yollarına devam ediyorlar. 

H. E. Akdoğan: Gelelim, okunan kitap üzerinde değerlendirme yapmaya; bunun heyecanlı bir süreç olduğunu düşünüyorum. Siz değerlendirmeye nasıl hazırlanıyorsunuz? Genel olarak bir kitabı ele alırken grupça nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?

O. Engin: En keyifli bölümlerden biri. Ben kitabı daha önce okumuş olsam da yeniden okuyorum. Çünkü grup okuması farklı bir okuma gerektiriyor. Bir defterim var. Her kitap için bir bölüm ayırıyorum. Okuma sırasında dikkatimi çeken bölümler hakkında kendi yorumumu yazıyorum. Karakterin gözden kaçabilecek ve hikâyeye etki eden bazı özelliklerini, mekanların kendi hayatımızdaki karşılıklarını, konunun geçtiği çağ, coğrafya, ülke, şehir, adetler, gelenekler, siyasi yapı, eğitim, yaşayış biçimleri gibi konularda hikâyede geçenleri not alıp sorular hazırlıyorum. Bu tarz tahliller okuyucuların çok hoşuna gidiyor.  Fikir üretebilecekleri, beyin fırtınası yapabilecekleri, kendi zamanlarında yolculuk yapabilecekleri, aile ve çevre ile ilişkilerini sorgulayabilecekleri sorulardan çok hoşlanıyorlar. İki saatlik toplantıdan çıktıklarında bir meditasyon, bir terapi almış gibi hissettiklerini söylüyorlar.  Bu işleyiş her grupta değişik yöntemler gerektiriyor. İlk toplantının sonunda genel hatlarıyla grupla neler yapıp neler yapamayacağınızı anlıyor ve buna göre bir plan yapıyorsunuz. Bu işleri çok kolaylaştırıyor ve verimli kılıyor. Ben tekdüzelikten fazla hoşlanmayan bir yapıda olduğumdan enerjik, katılımcı ve keyifli bir süreç için kitap sayfaları içinden geziler yaratıp uygun olanları gezmeğe götürüyorum. Ya da hikâyede bahsi geçen yemekleri pişirip toplantı sırasında yemekten, hikayeleri geçtiği mekanlarında okumaktan ya da karakterlerin dinlediği müzikleri toplantı sırasında dinleyip, söylemekten geri durmuyoruz. Bu yaz bir ekiple Trabzon’dan Gürcistan’a kadar gittik. Bir başka ekip Bozcaada’ya bir başka ekip Pierre Loti’yi ziyarete gitti. Şile’de, Anadolufeneri’nde açık alan okumaları yaptık. Şimdi yine okuduğumuz bir kitabın rotalarından yurt dışına bir seyahat organize ediyoruz. Bu farkındalık adına kadınlara çok katkı sunuyor.

“Gruplarda okumaya katılanların kitap okuma şekillerinin değiştiğine ve “Bunu hiç böyle düşünmemiştim,” gibi söylemlerine çok şahitlik ettim.” 

H. E. Akdoğan: Kitapta okurların ortak olduğu kadar farklı görerek dikkat çektiği noktalar da olabilir. Böyle şaşırtıcı çıkarsamalarla karşılaşıp “Hiç böyle düşünmemiştim,” dediğiniz oluyor mu? Bir örnek verebilir misiniz?

O. Engin: Bu çok sık karşılaşılan bir durum. Grup içinde ikiye hatta üçe bölünmeler yaşanıyor. Karakterler üzerinden, yazarın bakış açısı, mekân, davranış biçimleri gibi konular enine boyuna konuşulduğu için herkesin aynı fikirde olması beklenemez. Ancak bazı hikayelerde bariz bir şekilde ortak çıkarımlarına da rastlanmıyor değil. Yaş olarak farklı gruplarla çalıştığım için bir kitabı okuyan genç kesim okuyucular ile orta yaş grubunun kitap tahlillerinde derin farklılıklar olabiliyor. Bir kitapta bunu yaşamış ve çok şaşırmıştım. Bazen bir grubun sevdiği hikâyeyi diğer grup hiç sevmiyor. Kimi grup bir hikâyeyi kolay okuyor, diğer grupta zor bitiyor. Pek çok örnek verilebilir ancak benim en çok şaşırdığım değil de mutlu olduğum bir anı sizle paylaşmak isterim. Yetmiş yaşında çok fazla kitap okuyan bir okur köy grubuna katıldıktan sonra bana “Ben şimdiye kadar kitap okumamışım, sadece sayfaları çevirmişim,” demişti. Gruplarda okumaya katılanların kitap okuma şekillerinin değiştiğine ve “Bunu hiç böyle düşünmemiştim,” gibi söylemlerine çok şahitlik ettim. 

H. E. Akdoğan: Kadın karakterlerin baskın olduğu kitaplara yaklaşım, kadın okurlar için sanki daha bir farklı oluyor. Benim gözlemim; kendilerinden ve çevrelerindeki kadınların yaşadıklarından örneklerle kitapla olan ilişkilerine çok fazla şey kattıklarıdır. Bu, bir bakıma demektir ki kadınları okumaya özendirmek, okuma alışkanlığını geliştirmek bakımından kendilerinden ya da çevrelerinden parçalar bulacakları metinlere (kitaplara) yöneltmek ayrı bir önem taşıyor. Sizin bu konudaki görüş ve yorumunuz nedir? 

O. Engin: Bu tespitinizde size çok katılıyorum. Kadın karakterli ve kadın çevresinde geçen hikâyeler özellikle biraz da duygusallık varsa çok ilgi çekiyor. Kitap okuma zaten empati yapma becerisini geliştirdiğinden hikâyedeki kadınların yerine kendilerini koyduklarına çok şahit oldum. Ben yeni bir gruba başlarken çok bizden, herkesin evinde, komşusunda, mahallesinde yaşanabilen ve gerek bizzat gerek anlatı yoluyla şahit olduğu olaylarla örülü hikâyelerle başlamayı tercih ediyorum. Bunun örneği pek çok kitap var. Kolay okunduğu ve üzerinde rahat konuşulabildiği için bu tür  başlangıç kitapları katılımcıların ilk çekingenliğini üstlerinden atmaları ve bir sonraki toplantı için özgüven yükselmesine de neden oluyor. Ben güçlü kadın karakterlerin hikâyelerini, başaran kadınların öykülerini okutmayı çok seviyorum.  

H. E. Akdoğan: Ölçmek güç olabilir ama kitap okuma faaliyetinde yer almak ya da kitap okuma alışkanlığını kazanması kadını aile içi ve çevresinde nasıl değiştiriyor. Varsa verebileceğiniz örnek davranışlarla bu noktayı açar mısınız?

O. Engin: Kadınların kitap kulüplerine gelme nedenleri yaşam biçimlerine göre değişkenlik gösteriyor. Elbette en temel neden kitap okuma ancak buna, yanına eşlik eden farklılıklar da var. En başta kitap okumak için zorunlu bir süreye ihtiyaç oluyor. Boşa zaman geçirdikleri alışkanlıkları bırakıyorlar. Kendileri için bir şey yapmanın keyfini yaşıyorlar. Sonra sosyalleşme, kişisel gelişim, zihinsel rahatlama gibi etkiler kişisel olarak bireyi etkilese de aile ve çevresinde bu etkilerin zamanla fark edilir hale gelmesiyle olaylar farklı bir boyuta geliyor. İletişim biçimleri değişiyor, aile içi ilişkilerde olumlu gelişmeler yaşanıyor. Çocuklar annelerinin elinde kitap görmekten çok mutlu oluyorlar. Eş dost akrabanın ilgisini çekiyor. Eşler daha anlayışlı oluyor. Kitap bitirmeye çalışan karısına yardım eden eşler çoğalıyor. Bunları geri dönüşlerden öğreniyorum. 

H. E. Akdoğan: Kadınlar arasında “altın günü”ne alternatif bir gün doğup yaygınlaşıyor sanki. Hem yakın çevre etkileşimi hem sosyal medya duyuruları bu davranışı özendirir hale getiriyor. Sizin görüşünüz ne yöndedir? 

O. Engin: Sosyal medyanın gücü kesinlikle küçümsenmemeli. Özellikle bu konuda çok katkı sağlıyor. Ekonomik olarak zor günler geçirenler her zaman kendi çözümlerini bulmuşlardır. Sanki biraz bu durumdan dolayı altın ve türevleri çekilişleri sanırım artık yerini kitap günlerine bırakacak. Belki diğerleri de devam edebilir ama yanına bir “Kitap Günü” de ilave olsa ne güzel olur değil mi?

H. E. Akdoğan: Ben kendilerini hem kutlama babında hem de okuyan kadınların özne olarak adının anılmasını istiyorum. Gruplardaki kadınların adını tek tek sayar mısınız?

O. Engin: Okuma günlerinde konuklar davet ediyorum. Bazen yan masadan bazen bizim masamızda tahlilleri dinliyorlar. Konuklara da sorular sorup onları da etkinliğe dahil ediyorum. Bu çok hoşlarına gidiyor. Konuk olarak gelip kendileri grup kuran ya da bir okuma kulübüne üye olan pek çok misafirimiz oldu. Kitap okumaya teşvik açısından bunu çok önemsiyorum. 

Ben gruplarımda okuma yapan kadınlara “Çalışkan Arılarım” diyorum. Çünkü onlar yıl boyunca devamlı kitap okuyarak gerçekten çok iyi performans gösteriyorlar.  Her birini kanatlarından öpüyor ve kutluyorum.

Gruplarımın okuyucuları ise

  • Özlem E, Özlem A, Selma, Dilek, İlknur, Müyesser, Asuman, Hüsniye, Nilüfer, Nazmiye, Nurhan, Nuran, Arzu, Leyla D, Vesile, Zahide, Müge Z, Hatice Özt, Hatice Özb.
  • Hediye D, Aynur, Esra B, Esra Ö, Sultan, Arzu, Yasemin, Huriye, Çiğdem, Şahver, Müge G, Gamze.
  • Tülay, Leyla S, Demet, Ayşe, Deniz, Aslı, Özgül, Nihal, Türker, Hediye H, Melek, Oya İ. 
  • Lütfiye, Sevda, Fatoş, Deniz H, Özcan, Canan, Gülten

H. E. Akdoğan: Sevgili Oya, bu anlamlı faaliyetin iç yüzünü paylaştığın için çok teşekkür ediyorum.  


Oya Engin Kimdir?

1962 yılında İstanbul’da doğdu. Kitaplarla haşir neşir bir aile ortamında büyüdü. Liseyi bitirdikten sonra bir devlet kurumunda memur olarak çalışmaya başladı ve çalışma hayatı sürecinde Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinin İşletme Bölümünü bitirdi. İşinden emekli olduktan sonra turizm alanında çeşitli işler yapmasının yanında editörlük yapıp çeşitli türden metinler kaleme aldı. Çocuklara yönelik kitapları yayınlanmaya başladı. 

Kitapları: Deniz Kokulu Şehir, Anneannemin Gizemli Fotoğraf Kutusu, Ay Işığında Oynayan Balıklar, Fısıldayan Zeytin Ağacı, Geçmişten Gelen Hazine, Avuç Kadar Bir Kedi, Sıcak Çikolata Çeşmesi, Saatin Taşıdığı Sır. 

Oya Engin, bunun dışında çocuklarda ilgili ortak kitap projelerinde de yer aldı. Ayrıca yetişkinlere dair öykülerini ise oyaengin.com internet sitesinde yayımlanmaktadır.