Sandor Marai’den “Mumlar Sonuna Kadar Yanar”

15 Temmuz 2025
GÜLSER KUT ARAT

Ülkemizde 2019 yılından itibaren yükselişte olan Yazar Sandor Marai çok seviliyor ve okunuyor. Yirminci yüzyılın başında Avusturya-Macaristan sınırında doğan yazar, 1939’da soyadını değiştirecektir. 1944 yılında Hitler Macaristan’ı işgal eder, ülkeyi ortadan ikiye böler. Ardından 19 Mart 1944’ten itibaren Kızıl Ordu’nun işgali sonucu, Marai ve eşi bütün eşyalarını bırakıp bir köye yerleşir. 1948’de İsviçre’deki bir sempozyuma gitmek için çıkış yapar ve geriye dönmezler. Yazarın kişisel tarihi ile Macaristan’ın tarihi paralellik taşır. İmparatorluğun çökmesi, ulus devletlerin kurulması, fırtınalı bir hayat ve ülkesinden uzakta yaşamak zorunda olan bir yazar. Almanca yazabilen bir yazar olmasına karşılık Macar dilinde yazmak konusunda ısrarlı bir yazarla karşı karşıyayız. Oğlunun erken yaşta ölümü, eşini kanserden kaybetmesi, yazarı 89 yaşında intihara sürükleyen nedenler arasındadır.

Yazar, Mumlar Sonuna Kadar Yanar romanında iki karakteri karşımıza çıkarıyor.

İkinci Dünya Savaşı ortalığı kasıp kavururken artık yaşlanmış ve münzevi bir hayat sürmekte olan General Henrik tam kırk bir yıl, kırk üç gün önce bir anda ortadan kaybolan gençlik arkadaşı Kondrad’ı beklemektedir. Roman böyle başlar. Çocukluğunda ve gençliğinde sıkı bağlar kurduğu bu dostun ölmeden önce yanıtlaması gereken sorular vardır. Henrik’in  gergin bekleyişinin nedeni, Kondrad’ın yıllar önce onun eşiyle bir ilişki yaşamasıdır. Bunu öğrenen Henrik ise ihanetin verdiği öfkeyle ve acıyla dostunu öldürmeye teşebbüs eder. İkili arasındaki dostluk da tarihe gömülür. Kondrad sırra kadem basarken Henrik ve eşi, yaşamlarını kaldığı yerden sürdürürler.

Marai, ikili arasında yaşananların bir şekilde hasıraltı edilişini Henrik ve eşinin sıradan yaşamıyla anlatırken geri planda bir intikam ve hesaplaşma arzusunu hep canlı tutar. Kırk bir yıl sonra ikilinin Henrik’in Macaristan’daki evinde buluşması ise intikam ve hesaplaşma ateşini harlar.

Mumlar Sonuna Kadar Yanar, kabaca bir dostluğun anatomisi diyebiliriz. Yazar, on yaşındaki erkek dostluğunun üzerinde ısrarla dururken kadın dostluklarını gerçek dostluklar olarak görmez. Şeref, namus ve sadakat çok önemlidir. Romanda geçen “Mumlar arasındaki her ilişkinin içinde bir eros ışığı var” cümlesi, arkadaşına duyduğu tutkuyu açıklar.  Zamanla bu dostluk şekil değiştirir. General’in kırgınlığı Kondrad’adır. Büyük karakter farklılıkları olan iki arkadaştan biri olan Kondrad’ı, General’in ağzından dinliyoruz. Askeri okulda öğrenciyken iki arkadaş arasındaki sosyal statü farkı da çok dikkat çeker. Henrik, aristokrat ve burjuva bir ailenin, Kondrad ise sıradan ve devlete başkaldıran bir ailenin çocuğu. Askerliğe bakış açıları da aynı değildir. Ergenlikten sonra, bu farklılıklar daha çok ortaya çıkar. Buna karşın zıtlık onları birbirine çeker. “Özünde, her şeye rağmen benim dostumsun” der. İki karakterin kırk bir yıl sonra bir araya gelmesiyle oluşan bir hesaplaşma değil, bir konuşma metni olur. Yazar, asker ve sert bir kişiliğe sahip olan General’i tanımamızı ister ve romanı onun üstüne kurar.

Kadın karakterler ve Kondrad romanda geri planda tutulur. General’in sütninesi ve bakıcısı Nini, hayatı olduğu gibi kabul etmeye çalışmış sessiz bir tanık. Karısı Krisztina yalnız ve başka bir boyutta yaşamış bir kadın. “General’i sevdi mi?” sorusunun cevabına gelirsek başka türlü sevdiğini görürüz. General’in kendi anne ve babası için de aynı durum söz konusudur.

Şöyle bir başlık da koyabiliriz: Gidenler ve Kalanlar.

Kondrad karakteri,  Marai’nin kendisi gibi savrulur. General ise çöken imparatorluğu temsil eder. Gidenlerin ve kalanların tercihi, bu noktada Marai kaderi işaret eder. Romanda müziğin de çok önemli bir yeri var. Kondrad ile General’in annesinin piyano çaldığı sahne – General’in annesini kıskandığı o bölüm- Henrik’in giremediği başka dünyayı işaret eder. O dünyada Kondrad, annesi ve Krisztina mevcuttur.

Yetmiş beş yıl sonra Henrik şöyle der: “Dostluklarda, kıskançlıklar da söz konusu olabiliyor, seni hakikati öğrenmek için çağırdım.” Dostundan sadakat bekliyor olsaydı onu çağırmazdı. General son soruyla, birbirlerine olan tutkularından bahseder.

Kondrad hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Arkadaşına duyduğu o tutku bizi düşündürüyor. “Kondrad’da, Sandor’un kaçışları mı gizli ?” diye kafamızda bir soru beliriyor. Bireyi öne çıkaran, derine gömülmüş kusursuzluk arayışımızı, Marai öyle maharetle yazmıştır ki hayran olmamak mümkün değildir. Sandor Marai’nin karşımıza çıkardığı bir başka gerçek ise insan doğasının derinliği kadar her şeyi yapabilmeye meyilli olmasıdır. Henrik, avlanmaya çıktıklarında bir an silahını Kondrad’a yönlendirmiştir. Bu, romanın can alıcı noktalarından biridir.

Henrik ve Kondrad’ın arasındaki sorunlar, Henrik’in aklını kurcalayan sorular ve ikilinin eylemleri aracılığıyla insanın düzen ve isyan arasındaki dalgalanışını ya da salımını gözler önüne seriyor. Kondrad’ın şu sözleri de tam bu noktaya çekiyor: “İnsan ne yaşayacağını biraz da kendi belirler. Yaşaması gerekeni belirler, yanına çağırır ve bırakmaz. İnsan böyledir. Yaptığının vahim olduğunu ilk andan itibaren bildiği halde yine de yapar. İnsan ve kaderi birbirine tutunur, birbirini çağırır ve şekillendirir. 

Kaderin hayatımıza gizlice girdiği doğru değildir. Hayır, bizim açtığımız kapıdan girer ve ondan daha da yaklaşmasını isteriz. Hiçbir insan, çelik gibi meşruiyetle kendi varlığından, karakterinden kaynaklanan bir musibete eylemler ya da sözlerle sırt çevirecek kadar güçlü ve zeki değildir.”

Psikolojik tahlilleri ön plana alırken, insanlara dair birtakım kavramları açıklarken çok hünerli bir yazarla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz.

Son olarak bir bilgi aktarmak istiyorum. 2019 yılında Macaristan’da aile evinde kalıcı bir sergi açıldığını bilse Sandor Marai çok mutlu olurdu. O ev, içinden geçtiği savaşlara gördüğü devrimlere tanıklık etmiştir.


Sandor Marai, Mumlar Sonuna Kadar Yanar, Çeviren: Eser Tezel, Yapı Kredi Yayınları, 114 sayfa

.