Osman Akbaşak’la Söyleşi

25 Mart 2026
Söyleşi: Nevzat Süer Sezgin

Osman Akbaşak

“Yazdığım kitaplar bir amaca hizmet etmeli, bilgi olarak bir işe yaramalıydı.”

Nevzat Süer Sezgin: Sevgili Osman Akbaşak merhaba. Sizi ilk kez Ağababa romanınızı okuyunca tanıdım. Ardından Şafak Baskını, Güneşe Doğru ve Milli Mücadele’de Beykoz üçlemesini biz okurlara sundunuz. Bu eserlerinizle emperyalizme karşı kazanılan ulusal kurtuluş savaşımızı bambaşka açılardan anlatarak hem yüreklerimizi titrettiniz hem de başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyetimizin kuruluşuna katkı koyan şehitlerimize duyduğumuz minneti canlandırdınız. 

Sonra sizin kaleminizden 8500, Güneşe Doğru-Aristonikos İsyanı, Barışın Renkleri ve Sular Çekilirken romanlarınızı okuduk. Bir eğitimci olarak elimde olsa romanlarınızın bütün okullarda okunmasını ve tartışılmasını isterdim. Bütün kalbimle teşekkür ediyorum. 

Bu romanları neden ve nasıl yazdınız?

Osman Akbaşak: Merhaba, öncelikle kurduğunuz güzel tümceler için çok teşekkürler.

İlk romanım olan Ağababa ile başlayayım dilerseniz. Ağababa’m benim dedem, annemin babası. Ben yedi yaşındayken yitirdik onu. Sonraları öğrendim, İstiklal Savaşı gazisiymiş cephe gerisinden emek vermiş, çaba harcamış. 2009’da ölümünün 49. yılında köyümüzde onu anımsayan çok az kimsenin kaldığını gördüğümde çok üzüldüm. Belki birkaç yıl sonra adı tamamen silinecek, unutulanlara karışacaktı. Anacığıma danıştım, yazmalıyım, dedim, yazmalıyım ki insanlar Ağababa diye birinin varlığını unutmasınlar.

Anacığım ve sonradan yitirdiğimiz anısı güzel dayım yardımcı oldu, Ağababa romanı ortaya çıktı. Ölümünün 50. yılında köyünün kahvesinde çok sevdiği Cumhuriyet Bayramı’nda harika bir imza günü ile tanıtımını yaptım.

Bu romanların hazırlığı sırasında köyümüzde ve çocukluğumun geçtiği Beykoz’da Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında geçen pek çok olayın varlığını öğrenmiştim. Milli Mücadele’de Beykoz üçlemesi adıyla Şafak Baskını ve Güneşe Doğru romanları ile de bu yaşanmış olayları değerlendirdim, iki roman daha ortaya çıktı.

1977 yılında bu yana İzmir’de yaşıyorum.  İlk üç kitabımı yazdığım İstanbul doğduğum yer, kırk yıldan fazladır doyduğum yer olan ikinci memleketim İzmir için de bir şeyler yapmalıyım diye düşündüğümde aklıma ilk gelen yıllardan beri ilgi alanım olan arkeoloji oldu. Yazdığım kitaplar bir amaca hizmet etmeli, bilgi olarak bir işe yaramalıydı. Son yıllarda İzmir’in 8500 yıllık tarihinden söz edilirken bu konu hoşuma gitti ve İzmir’in ilk taş devri köyü olan Yeşilova’yı anlatan 8500 romanını yazdım. İkinci İzmir kitabı olarak da anısı güzel ağabeyim, hocam Şadan Gökovalı’nın çok önem verdiği son Bergama kralı olması gereken Aristonikos’un, dünyanın ilk sınıfsal ayaklanmasının romanını yazdım.  Üçüncü İzmir romanım hâlâ bekliyor.

Kitap okuma grubum Ekin Yazın Dostları ve İTÜ sınıf arkadaşları grubumla 2017 ve 2018’de iki yıl Kıbrıs’a gezmeye gittik. Orada yaşayan sınıf arkadaşlarım ve edindiğim dostlarımla birlikte ve elbette sevgili Nevzat ablam sizin büyük desteğinizle Kıbrıs’ta barış olsun diye Barışın Renkleri romanı ortaya çıktı.

Daha sonra inşaat mühendisliği olan mesleğimin dürtüsüyle deprem, kuraklık, kuruyan göller konulu bir kitap yazmak istedim, Sular Çekilirken böyle yazıldı.

Bu kitabı yazma aşamasında anısı güzel kardeşim Sinan’ı yeni yitirmiştim. Adını vermesem de kitapta ona yer verdim.

Nevzat Süer Sezgin: İzmir’in sanat çevrelerinde çok tanınan bir kişisiniz. Sizi tanıyanlar bilir resim, müzik, tiyatro, sinema ve özellikle edebiyat söyleşileri için gruplar oluşturur hem izlenmesini hem de tartışılmasını sağlarsınız. Bu da yetmez ,tüm bu toplantıları fotoğraflarınızla arşivlersiniz. Enerjinize hayran olmamak mümkün değil. Milli Mücadelemize duyduğunuz sadakatle, sanata karşı olan bağlılığınızla ve güvenilir dürüst kimliğinizle bence siz “vefalı ” tanımını temsil eden nadir insanlardan birisiniz. Bütün bu çalışmaları okurlarımız için kısaca anlatabilir misiniz?

Osman Akbaşak: 1975 yılında başladığım çalışma yaşamımı 2013 yılının başında sonlandırdım.  Öncesinde 2009 yılından itibaren SKY televizyonunda “Geçmişten Geleceğe Kent ve Yaşam” adıyla televizyon programları yapmaya başlamış, kültür sanat çevresinde yer edinmeye çalışmıştım. 2009-2016 arasında SKY televizyonunda, sonrasında korona yıllarına değin sevgili Aydın Şimşek kardeşimin Kanguru Kültür Merkezi’nde kurduğum minik stüdyoda programlarıma devam ettim. Bu arada hemen her ortamdan dostluklarım gelişti, arkadaşlarım çoğaldı. En önemli kültür etkinliklerinden biri olan Ekin Yazın Dostları Okuma grubum 2012 yılında başladı. Onu Aristonikos ve İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Okuma Grubu takip etti. 

Derken Tiyatro İzleme Grubu, Sinema Grubu, Sanatçı Mühendisler Grubu gibi topluluklarla da dostluklarım gelişti. Uzun yıllardan beri var olan fotoğraf merakım dolayısıyla 2009 yılında iyi sayılabilecek bir makine edinmemle birlikte her yerde etkinlikleri izlemeye başladım. Düzenlediğim fotoğrafları herkese açık bir şekilde internette paylaştım. Şu anda fotoğraf sayım 130.000’ni aştı. 

Ne yazık ki bugünlerde salon temin edemediğimiz için en azından ara vermek durumunda kaldığımız “Vefa İstasyonu”, yönetim kurulu üyesi olmaktan onur duyduğum “Rüştü Şardağ Kültür Sanat Eğitim Derneği” ve daha birçok kültür sanat gruplarıyla sosyal yaşamın içinde olmaya gayret ediyorum.  Bu benim en büyük varsıllığım.

Nevzat Süer Sezgin: Çok yakın zamanda yayımlanan Anısı Güzel İnsanlar kitabınız diğerlerinden çok farklı. Kitabın adı ve sizin tasarladığınız muhteşem ön kapak farkı ilk bakışta belli ediyor. Bir yanıyla anı kitabı kategorisine konulabilse de bence bir VEFA kitabı. Gündelik yaşamınızda davranışlarınızla ortaya koyduğunuz vefa kavramını dünyamızı terk edip gidenlere karşı da bu kitapla yaşama geçirmişsiniz. İnsan sevgisinin en temel göstergelerinden birisi olan vefa bence çok büyük bir erdem.

”Bir insan onu hatırlayan son kişi öldüğünde ölür” diyerek yüz kırk kişi hakkında yazmışsınız. Otuz yedi kişiyi ben de yakından tanıdığım için elbette önce onları okudum. Seslerini yeniden duydum, dünyamıza kattıklarını anımsadım ve içimden “Ne güzel insanlarmış!” diye geçirerek çok özlediğimi fark ettim. Bu kitabı okurken hissettiğim duyguları anlatmaya kalksam sayfalar sürer. En iyisi siz anlatın, neden ve nasıl yazdınız?

Osman Akbaşak: Az önce söylediğim gibi en büyük varsıllığım arkadaşlarım, dostlarım… Elbette bu çok güzel bir şey ama acı tarafları da var, gün geliyor onları yitiriyoruz, sonsuzluğa uğurluyoruz. Ben istedim ki her uğurlama bir veda olmasın. “Rahmetli” sözcüğünü hiç sevemedim, böyle dediğim zaman dostlarımın hiç geri dönmeyecek şekilde gittiğini düşünmek geliyor içimden. Oysa onlar benim anılarımda yaşamaya devam ediyorlar. Her birinin bıraktığı izler var benimle birlikte duran, an geldiğinde yanı başındaymış gibi duyumsatan. O anları yazmak istedim, dostlarımı, arkadaşlarımı, büyüklerimi yazmak istedim. “Anısı Güzel” sözcüğünün gerekçesi de kitabın içinde var.

Aklımda tek bir ikircim vardı. Bu insanların bir kısmını tanıyanlar çoktu ama bir kısmını hiç kimse tanımıyordu, onlar sadece bana özeldi. Olsun dedim, onları da öykü okur gibi okusunlar, yeter ki yaşamaya devam etmelerine az da olsa bir katkım olsun. Örneğin Ağababa’mı roman yazılmadan önce İzmir’de hiç kimse tanımıyordu, şimdi 2000’den fazla kişi adını biliyor, yaptıklarını biliyor, umarım sevgiyle yâd ediyor.  Bu az bir şey mi? 

Yazarken çok zorlandım, diğer kitaplarımda olmadığı denli çok… Hata yapmamalıydım, anılarına saygısızlık etmemeliydim. Her ismi defalarca araştırdım, yakınlarına sordum, internet sayfalarını karıştırdım, gazete ilanlarına baktım. Umuyorum ki mahcup olacağım bir hata yapmamışımdır. 

Bir şey daha…  Bu dostlukları yazarken araya kendi anılarımı da sıkıştırmış oldum. Benim için muhteşem bir keyif oldu.  Elbette yazmadığım yeri gelmeyen çok anım var.  Belki bir gün başka bir yerde başka bir şekilde onlar da gün yüzüne çıkar…

Nevzat Süer Sezgin: Hayli yorucu uzun bir serüven olmuş bu kitap. Başka hazırlığınız var mı?

Osman Akbaşak: Evet, ilk sorunuzu yanıtlarken söylediğim İzmir üçlememin son kitabını yazmayı hedefliyorum ama ilk olarak 2021 yılında koronadan kaybettiğim anısı güzel sevgili kardeşim Sinan Akbaşak için bir şeyler yapmak istiyorum. Bir kitabını İzmir’de Aydın Şimşek kardeşimin de yardımlarıyla Kelimelerin Senfonisi adıyla yayınlamıştık. Sonrasında Sinan yeni yazılarından bir derleme yaparak ikinci bir kitap istedi ama ömrü yetmedi. Ben geçen yıl çocuklarıyla konuşarak bu kitabı yayınlamayı düşünmüştüm. Ancak Anısı Güzel İnsanlar’ı hazırladıktan sonra fikrimi değiştirdim. Sinan için yepyeni bir kitap yapacağım. İlk kitabından ve derlediği ikinci kitabından alıntılarla, Beykoz’da, İzmir’de edindiği arkadaşlardan ve benim onun için yazacaklarımla birlikte adı “Sinan Hoca” olan bir kitap istiyorum. Bunu bir yıl içinde mutlaka yapacağım.

Nevzat Süer Sezgin: Çok teşekkür ederim.

.