25 Şubat 2026
ÖZGE DOĞAR

Mersin: Çocukluğumun Kıyısı
Çocukluğumun geçtiği Mersin, bana önce gökyüzünün büyüklüğünü öğretti. Ufuk çizgisiyle erken yaşta tanıştım; denizin bittiği yerde başka hayatların başladığını düşünerek büyüdüm. Bir çocuk için bundan daha kışkırtıcı bir şey var mıdır? Ufka bakmak, hayal kurmanın ilk provasıydı. Dalgaların kıyıya her vuruşu, içimde bir “giderim” duygusu uyandırırdı. Belki de yazarken hâlâ o sesin ritmini arıyorum.
Mersin, sıcağıyla terbiye eden bir şehirdir. Yazın kavurucu güneşi altında sabrı öğrenirsiniz; gölgeyi bulmanın, serin bir rüzgârı fark etmenin kıymetini bilirsiniz. Akşamüstleri balkonlardan sokağa sarkan sesler, karpuz kabuklarının kaldırıma bırakılışı, çocuk çığlıklarının apartman aralarında yankılanışı… Çocukluğum biraz sokak demekti. Saklambaç oynarken sadece saklanmayı değil, beklemeyi de öğrendim. Ebe olduğumda gözlerimi kapatıp sayarken, dünyanın bana doğru genişlediğini hissederdim.
Portakal çiçeklerinin kokusu baharla birlikte mahalleye yayılırdı. O koku, hâlâ belleğimin en güçlü sayfasıdır. Koku hafızası derler ya, benim için çocukluk demek biraz da o keskin, tatlı, baş döndüren çiçek kokusudur. Yağmur yağdığında toprağın buharı yükselir, asfaltın üzerinde minik gölcükler oluşurdu. O gölcüklere bakarak başka dünyalar hayal ederdim. Küçük bir su birikintisi bile bana okyanus kadar geniş görünürdü.
Bir liman kentinde büyümek, insana erken yaşta “yol” fikrini öğretir. Gemilerin geliş gidişini izlerken her birinin içinde ayrı bir hikâye taşıdığına inanırdım. Belki de bu yüzden hikâyelere sığındım. Her insanın bir yükü, bir bavulu, bir gidişi ya da kalışı olduğunu fark ettim. Mersin bana çeşitliliği öğretti; farklı seslerin, dillerin, yüzlerin bir arada var olabileceğini gösterdi.
Çocukluğum, deniz kenarında başlayan ama içimde derinleşen bir yolculuktu. Sıcağın içindeki serinliği, kalabalığın içindeki yalnızlığı, oyunun içindeki ciddiyeti orada öğrendim. Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki Mersin bana sadece bir şehir değil, bir bakış verdi: Ufka bakmayı, hayal kurmayı ve en önemlisi dinlemeyi öğreten bir bakış. Yazdığım her cümlede biraz tuz kokusu, biraz güneş lekesi varsa, bilirim ki o çocuk hâlâ kıyıda oturuyor ve denizi seyrediyor.
.
