12 Temmuz 2026
Bizim Çağ Edebiyat
Meliha Yıldırım:
“Edebiyat olmasa ne ile çözüm bulurdum bu karmaşaya?”

Meliha Yıldırım, Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve Bilimler Fakültesini ve Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. “Sarı Kadı Çıkmazı” adlı öyküsü Altındağ Belediyesi’nde ikincilik (2016), “Batık Bir Kıl” öyküsüyle Fakir Baykurt Mansiyon Ödülü’nü (2017) aldı. 2019’da h2o Kitap’tan Zaman O Zaman Değil adlı ilk öykü kitabı, 2022’de Alakarga Yayınları’ndan ilk romanı Remil, yayımlandı. Remil’in üçüncü baskısı h2o kitap tarafından yapıldı.
Yaşam öykünüzden farklı alanlarda çalıştığınızı öğreniyoruz. Edebiyatla kurduğunuz güçlü bağ yaşamınızın hangi dönemine denk geliyor?
Edebiyatla bağım ilkokul yıllarımda okuduğum bir kitapla başladı. Bu, Charles Dickens’in Oliver Twist adlı kitabıydı. Oradaki Oliver’i kendime çok yakın bulmuştum. İlk piyesimi de beşinci sınıf mezuniyetimde yazdım. Kemalettin Tuğcu’nun çok etkilendiğim bir kitabıydı sanırım. Araya yıllar girdi. Farklı alanda çalışmam nedeniyle kitabımı çok uzun zaman sonra çıkarttım. Yazarlığı asıl iş edindiğim dönem bankacılık dönemimi bitirip kendime özgür bir alan açtığım 2013 yılına denk geliyor.
Aldığınız ödüller yazarlık ilerleyişinizde bir şeyleri değiştirdi mi? Ödül öncesi Meliha Yıldırım ile ödül sonrası yazmak için masaya oturan Meliha Yıldırım arasında yazmaya dair bir fark var mıydı?
O farkı hissedecek kadar büyük ödüller almadım. Sonraki yıllarda yarışmalara katılsam ve çok daha büyük ödüller almış olsaydım yine pek farklı bir durumda olacağımı sanmıyorum. Çünkü asıl mesele edebiyatı dert edinmekte. Onu ne kadar doğru ve içimize siner halde yazabilmekte. Takdir de görülürse çok daha mutluluk verici olur ancak çok bir şey değiştirmezdi benim için.



Öykünün damıtılmış, yoğun ve sınırlı dünyasından; romanın geniş, derin, kapsamlı dünyasına geçmek yazarlık pratiğinizi nasıl etkiledi?
Remil’i yazarken bazı yerlerde alanı idareli kullanmam gerektiğini hissine kapıldım. O dönem benim de hocam olan Faruk Duman bölümleri okurken daha rahat yazmam gerektiğini, alanımın geniş olduğunu hatırlatmıştı bana. Farkında olmadan öykünün sınırları içinde kaldığımı o zaman anladım. Sonraki bölümlerde kalemim daha da rahatlamıştı.
Yüzyıllar öncesine dönen bir bakış ve o dönemin diliyle örülmüş bir kurgu… Remil, bu uzak geçmişten beslenerek bugünün insanına seslenebilme cesareti gösteren bir roman. Geçmişin dilsel ağırlığı ile bugünün beklentileri arasındaki o hassas dengeyi kurarken ne tür estetik kaygılarla mücadele ettiniz?
En büyük korkum dili nasıl kullanmam gerektiğiydi. Çünkü günümüzde geçmiyordu roman. Okunsun düşüncesiyle bugünden sesleniyor durumuna da düşmek istemedim. Hem de anlaşılsın mücadelesi verdim. Üstelik divan edebiyatını anlatıyordum romanımda. Burada roman karakterleri imdadıma yetişti. Hepsi de dil ustasıydı. Şair Bakî, Zatî, Nevî, Emrî, Âşık Çelebi o kadar coşkulu kişiliklerdi ki onları okuyup da anlamamak mümkün değildi. Şiirlerini yazdığım bölümlerin altına günümüz Türkçesini ekledim. Mekân tasvirlerini detaylandırdım okur için. O yüzyıla götürmeye çalıştım. Beyazıt Meydanı önemli bir mekândı bu romanda. Tıpkı günümüz üniversite havasını vermeye gayret ettim o medreseler arasında.
Kitabın hazırlık aşamasında zamanın tarihsel atmosferini, günlük dilin kullanımını doğru yansıtabilmek amacıyla titiz bir araştırma yapıldığı ve yoğun emek harcandığı anlaşılıyor. Sizi geçmişin labirentlerinde tarihin tozunu solumaya iten motivasyon neydi?
Tamamen o karaktere duyduğum vefa duygusuydu. Tarih sayfalarında kalmalarını istemedim. Bilgilerim çok yeniydi. Çalıştığım ders kitaplarının kenarlarına küçük notlar almıştım kendime. Bundan öykü yazmalısın şeklinde. O derece farklı kişiliklerdi benim için.
Nesime, romandaki neredeyse tek kadın karakter. O, yaşadığı döneme göre ayakları yere basan, akıllı, ileri görüşlü, güçlü, öngörülü yani erkek egemen bir toplumun karanlığında ışıldayan bir kadın aslında. Remil attırmaya geliyor ama geleceğini kendi seçimleriyle belirliyor, peçesi açık geziyor, eşinden boşanıyor. Böyle bir Nesime karakteri yaratarak okura bir ileti mi göndermek istiyorsunuz?
Nesime karakterini sizin de anlattığınız şekilde yazmak istedim. Bunu sorduğunuz için teşekkür ederim. Dünyada kadın meselesi bugün nasılsa dört yüz seksen yıl önce de vardı. Güçlü kadın her çağda bir çözüm bulmaya çalışan kadındır. Bu arada Nesime’nin adını şair Nesimî’den etkilenerek düşündüm. Çünkü divan edebiyatının matematiğini bilen, mücadeleci kişiliğiyle tanınan ve hayatı acı sonla biten Nesimî. Kitaptaki Emrî de aynı şekilde. Muamma ustası bir şair fakat ne saray ne de toplumda gerekli önemi görmediği için ölümü trajik şekilde oluyor. Nesime, tamamen feminist bir karakter.
Remil, (kumda birtakım çizgiler çizilerek bakılan fal) geleceğin belirsizliğine karşı bir sığınak olarak kabul edilebilir. Edebiyat da sizin için hayatın ya da toplumsal ve bireysel geleceğin belirsizliğiyle baş etme yöntemi olabilir mi, ne dersiniz?
Haklısınız. Edebiyat olmasa ne ile çözüm bulurdum bu karmaşaya diye düşündüğüm çok oluyor. İnsanlar kendince bir arayışın içinde. O nedenle iyi okur olmak da önemli. Okuduğumuz kitaplarda kendimizden bir şeyler bulduğumuz zaman yalnız olmadığımızı hissediyoruz. Bu da o yazarla bağ kurmamızı sağlıyor. Yazmak kadar okumayı da çok önemsiyorum o nedenle.
Meliha Yıldırım’ın edebiyatta kurmak istediği özgün dilin dayanakları nelerdir?
Benim de başucu kitaplarım yanında sürekli eklenen ya da arada dönülen yazarlarım var. Onları okuyarak kendi tarzımı yaratmaya çalıştım. Önceliğim Türk edebiyatı kadar diğer dillerin edebiyatları da oldu. Özellikle klasikleri okurken hep heyecan duyuyorum. 19. yüzyıl dünya edebiyatını çok önemsiyorum. Küçük bir not, Tanzimat yazarlarını çok eğitimli ve bilgili buluyorum. Onlar önce hangi yazarları okuduysa ben de onları mutlaka okumaya çalışıyorum. Örneğin, Emile Zola’yı, Beşir Fuad’la daha iyi tanıdım. Victor Hugo’dan ilham alan Namık Kemal. Sefiller’i çeviren Şemsettin Sami. Turgenyev’i kazandıran Hüseyin Cahit, Halit Ziya. Çevirinin olmadığı yıllarda o kitaplara ulaşıp okuyup anlamanın çok büyük bir çaba gerektirdiğini biliyorum. Bunların süzgecinden de geçmeye çalışıyorum. Virginia Woolf’u mutlaka eklemem gerekir.
Remil’de kurguladığınız dünyanın okuyucuya kaderin kaçınılmazlığını değil, insanın kendi seçimlerinin gücünü fısıldadığını söyleyebilir miyiz?
Doğrudur. Remil’de Nesime, Bakî ve Zatî için birçok dönüm noktaları oldu. Aldıkları kararlar kader yönünde olmayıp aklın ve mantığın süzgecinden geçen kararlardı. Remil dükkânı şairlerin buluşup şiir konuştuğu bir mekândı aynı zamanda. Tarihte de tıpkı öyle olduğu gibi.
Remil’den sonra raflarda yeni bir roman mı yoksa öyküler mi yer alacak?
Öncelikle elimde hazır öykü dosyam var. Düzeltmelerim ne zaman biterse onun yayımlanmasını istiyorum.
Çok güzel titizlikle hazırlanmış sorulardı. Bizim Çağ Edebiyat’a çok teşekkür ederim.
.
