Kitapların Doldurduğu Bir Günün İçinden

11 Kasım 2025
HATİCE EROĞLU AKDOĞAN

Kasım ayının ilk günleri… Şehir içi uzun bir İstanbul yolculuğuna erkenden çıkıyorum. Boğaziçi’nin Karadeniz’le birleştiği uçtan biri olan Anadolu Feneri’ndeyim. Tarihi fener, Karadeniz ile Boğaz arasında seyreden gemilerin kılavuzu olarak yerli yerinde. Her gelişimde, zemininden daha yüksek kattaki fenerin avlusuna çıkar etrafı, daha çok da Karadeniz ile Boğaz’ın kucaklaşmasını seyrederim. Bu sefer girişinin kapalı olduğu bir güne rastladım ama dert değil! Caminin yan balkonundan Boğaziçi’ne bakıyorum. Hem Boğaz hem de karşı yakadaki Rumeli Feneri, sis nedeniyle bugün gri bir örtüye sarınmış halde. 

Bu köyde fenere açılan sokakta yer alan yeme-içme tarzı yerler de çok ilgi çekici.

Öteden beri gelip geçerken ilgiyle baktığım bir “Mavi Kapı Kafe” var. Özel fiyatları ya da rezervasyonlu müşterilerle çalışıyor düşüncesiyle hep dıştan bakıp içeri girmeyi doğrusu hiç düşünmemiştim. Ama bugün çok şanslıyım. Fener, girişten kapalı olarak uçta öylece duradursun, bugün Mavi Kapı’ya geldim. Sevimli binanın yüzeyinde sadece adı değil pencere ve kapılardaki süsleme renkler de beyazın şavkıyla mavi mavi ışıldıyor. Çocuk ve gençlik kitapları yazarı arkadaşım Oya Engin’in köyde oluşturduğu okuma kümesinin kitap değerlendirme toplantısı burada; “Mavvi” olarak yazılan, Mavi Kapı’da. 

Boğaz’ın görünümüne fazla takılmadan buluşma saatinden on-on beş dakika önce içeri geçiyorum. Bir masal evine gireceğimi az-çok tahmin ediyordum ama bu kadarını beklemiyordum doğrusu! Girişin sağında bir masanın başında bir beyefendi ile hanımefendi oturuyor. Niçin geldiğimi sorunca sonradan Mavi Kafe’nin sahibi olduğunu öğrendiğim Ali Soysal, bana yukarıyı işaret ediyor.  Cilalı ahşap merdivenlerden, önce mutfağın olduğu üst kata, oradan da en üste çıkıyorum. 

Yukarıda okuma kümesi için geniş bir masa kurmaya çalışan ve Ali Bey’le eş olan Leyla Soysal ile tanışıyorum. Mekanın öyle etkisindeyim ki ortamı iyi algılamak, anlamak için gözlerim etrafı tararken masanın başındaki sandalyeye çöküveriyorum. Leyla, aşağı kata iniyor ve ben gördüğüm her şey bir an kaybolup gidecekmiş gibi kalkıp fotoğraf çekmeye başlıyorum. Duvarda raflar, raflarda el yapımı gemicikler, biblolar, merdivenin başındaki duvarda oldukça büyüklükte bir Anadolu Feneri tablosu. Ahşap masalar sandalyeler, iç mekana uygun büyüklükte koltuk ve sehpalar. Kitap rafları, biblolar, anlamlı sözlerin yer aldığı bir pano. İçimden “Mavi Kapı oturup dinlenmeye de kitap okumaya ve bir kitabın üzerine oturup konuşmaya ne kadar uygun bir yer”diye geçiriyorum. Haklı olduğum Mavi Kapı için yazılmış şiirden de belli.

Ufuklarda Karadeniz uzanır/Kale’den çıkışı yok bu yolun/Yanında bir minare/ve fener yükselir/her tarih sağın solun,/Köyün eski fırınında/şiirler söylenir/buram buram kokulu/Mavi kapısında huzura/yolculuk var/yoksa da paran pulun…1

Okuma kümesindekiler bu toplantıda okuyarak geldikleri Yılanların Öcü’nü değerlendirecekler. Kitabın yazarı “Fakir Baykurt” da benim konum sayılır. Daha önce onunla ilgili bir biyografi çalışması yapmanın yanında hakkında dergilere birçok yazı da yazdım. Yılanların Öcü ve Fakir Baykurt, Mavi Kapı’nın motive edici canlı atmosferi arasında iyiden iyiye bir değerlendirmeye tabi tutuldu. Grup dağılırken okuma kümesinin de üyesi olan Leyla Soysal, eşi Ali Soysal’ın “Mavi Kapı” adlı şiir kitabını bizlere hediye etti. Kitabımı şairinden imzalı olarak aldım. Fakir Baykurt’la ilgili kitabımı da Leyla Soysal adına imzaladım. Mavi Kapı’nın o göz alıcı mekanına kendimden bir parça diyebileceğim kitabımı bırakmak benim için kıvanç kaynağıydı.

Önceleri önünden geçerken Mavi Kapı’ya dıştan bakıp içinin kim bilir nasıl olabileceğini hayal etmeye de çalışırdım. Günü geldi içeri girdim ve işte o güzelliklerle yüz yüze bulundum. Salt eşyalar, süslemeler değil kitaplar, notlar, haritalar, tablolar gördüm. Şimdi de Mavi Kapı’nın sahibi Ali Soysal’ın şair ve yazar olduğunu öğreniyorum. Ali Soysal, bana sesli olarak hem kitaptan hem telefonun not defterine yazdığı şiirlerden okutuyor.

Yüreği hokkaydı/onun/kalemiyle/içini/hece hece/yazardı/Satırların/arasında/yaman/ bir poyraz gibi/gezer/tozardı/Sürçü lisan ederse/koşup imdat/isterdi/silinsin diye silgiden/yazdığı sayfaları/şiir kalesinin/ burçlarına/bayrak diye asardı 2

Burada her şeyin özel bir kurgusu var. Herkes çıkıyor, geriye Oya Engin, Leyla ve Ali Soysal bir de ben kalıyorum.  Dolu dolu geçen saatler üstüne bir de kahve eşliği sohbet olacak. Sade kahveler yanında rulo yapılmış minik bir not kağıdı duruyor fincanın kenarında. “Aç aç o senin falın” deniyor. Ufak da olsa heyecan duyuyorum. Fala inanacak değilim ama Mavi Kapı’nın büyüsü altında kağıdı açıyor ve el yazısıyla şu tümceyi okuyorum: “Kendi gözleri ile görüp, kendi kalpleri ile hisseden çok az insan vardır.” (Albert Einstein) Keşke bütün fallar insanı düşünmeye, erdeme yönelten sözlerle bezeli olsa! Gerisi teferruat.

Hediye edilen bir kitapda hele ki yazar ya da şairin imzası varsa hakkını hemen vermeliyim kaygısıyla karıştırmaya, okumaya koyulurum. Yani Mavi Kapı’nın şiir olanı da açıldı.  Şiirlere, Ali Soysal’ın torunu ile olan mektuplaşmalarına bakıyorum. Kitabın sonunda beni etkileyen bu ortamın yeni sürpriziyle karşılaşıyorum. Öyle ya Leyla ve Ali Soysal kimdi? Bu köyün yerlisi miydiler? Mavi Kapı’yı böyle özene bezene entelektüel, sanatçı insan anlayışı ve hayaline uygun şekilde yapıp işletmek nereden akıllarına gelmişti? 

Karıkoca avukat olan Leyla-Ali Soysal, Beykoz’da kendilerine ait büroda çalıştıkları bir dönemde zamanda (1991), Anadolu Feneri’ne gelerek şimdiki Mavi Kapı’nın olduğu binanın bitişiğinde eski bir evi, kendileri için restore ederler. Evlerinin bitişiğindeki boş bina ise eskiden köyün fırınıdır. 1909 yılında açılan fırın 1984 yılına kadar hizmet vermeye devam etmiştir. Yer yer yıkılan binanın varlığı Soysal’ları gittikçe rahatsız etmeye başlamış ve 2009 yılında onu hissedarlarından satın alarak restorasyon işine başlamışlar. Bu arada belirtelim Anadolu Feneri, Boğaz kıyısı olduğu için özel sit alanıdır ve bir çivi çakılması için dahi birçok engelin aşılması gerekir. 

Öyle de olmuş. Binanın ana yapısı aslına uygun olarak mimarlar tarafından tasarlanmış ve uzun bir uğraş sonucunda yapımı bitirilmiş. Ya sonrası? “Peki, bu dışarıdan bakınca çok cazip görünmese de içi değişik mimarisi ile çok ilginç olan şirin mi şirin binayı biz ne yapacaktık? Düşündük taşındık ve bir kafe açmaya karar verdik. Fakat aynı zamanda bir kültür mekânı olsun. Beykoz’a ve İstanbul’a bir ışık olsun istedik.” 3 Yanisi… Mavi Kapı’ya dıştan ve içten de bakıp yarattığı etkinin arka planında meğer incelikli hayaller varmış. 

Ayrıca şiir kitabında Leyla Soysal’ın kaleminden çıkan “sunuş” metni daha ilk başta Mavi Kapı’ya bir çok şey anlatıyor: “Bizim maviye olan tutkumuz umuda açılan bir çift mavi göz ile başladı… Maviydi sevdamız. (…) Mavi ile yaşam, yeşille coşan ilkbahar, sarının hüznünde sonbahar, bayrağımızın alı, analarımızın ak sütü, babalarımızın katran karası alınteri, gökkuşağının mordan pembeye lacivertten turuncuya bağlanan ışık hüzmesi, yaşam yolumuzda renk oldu; ilham oldu; güç verdi; küstürdü; barıştırdı ama hep var oldu… (…) Ahşap cumbası, beyaz duvarları ve mavi kapısı ile yanındaki ahşap pencereli beyaz duvarlı mavi çerçeveli eve yaslandı; ayağa kalktı; dimdik durdu ve ben buradayım dedi… O; Mavvi Kapı Kafe olarak yeniden doğdum ve kapımdan girenlere umut, keyif, lezzet, sevgi ve şiir dağıtacağım dedi.  Böyle doğdu Mavvi Kapı. Kapısından sevgiyle bakacaklara, içinde mavinin keyfini yaşayacaklara merhaba diyerek.”4

2015 yılında açılan mekanının iç dekorasyonu Leyla Soysal tarafından özene bezene gerçekleştirilmiş. Hayal ürünü olarak ortaya çıkan Mavi Kapı için bir de “Anayasa” yazılmış. On bir maddelik “anayasa” Mavi Kapı’yı açanlarla, kapıdan içeri giren/girecek olanların karşılıklı olarak kuracağı sıcak ve samimi ilişkilere karşılık gelebilen maddeler içeriyor. Mesela Mavi Kapı “anayasa”sının birinci kuralı “Gelenler müşteri değil misafir olarak kabul edilir”, on birinci ve son kural olarak da “Açıldığı 2015 senesinden beri ticareten ekside olsa da açık kalmaya devam edecektir” dendikten sonra aradaki maddeleri varın siz tahmin edin.  

Hayal edilen gerçekleştirildikten sonra daha ne kalır; Mavi Kapı, Boğaz’ın bir tepesinde kitap ve kültür eksenli bir mevzi olduktan sonra…

Biz bir yerdeyiz gülüm; sahi biz nerelerdeyiz/Sen ben ve sevgimiz/üçü bir yerdeyiz/Hani şu giden gelmez/dağların yamaçlarında/biten çiçeklerin bahçelerindeyiz5  

Bir günde, güz mevsiminin sessiz ve yumuşak renk cümbüşü arasında, Anadolu Feneri içinden bir de Mavi Kapı’dan geçip çıkıyorum. Yanımda Leyla Soysal’ın incelikli ve güçlü enerjisi ve Ali Soysal’ın iki kitabı. Biri işte o Mavi Kapı’nın arkasında toplanan şiirler, öteki annesi ve memleketi Kemaliye’yi anlattığı Özgür Kız6 kitabı.

Kemaliye, benim memleketime çok yakın ve kültürümüzün çakıştığı bir yer. Anadolu Feneri’nden çıkarken otobüsün içinde karıştırdığım o anı kitabının penceresinden bir de kendi memleketimin ve çocukluğumun kokusunu alıyorum. 

Yok, yol daha bitmedi. Bir de beni Anadolu Feneri ve Mavi Kapı’ya davet eden Oya Engin’in yeni çıkan kitabı Saatin Taşıdığı Sır7 var. Normalde çocuk ve ilkgençlik dönemi için yazılmış bir yapıt Saatin Taşıdığı Sır. Ama insanın yaşı kaç olursa olsun çocukluğunda yaşadıklarıyla beslenmeye devam eder ve yaşamın akışında çocukluğumuza olan borcumuz hiç bitmez.  Ayakları yere basan öykülerle bezeli Oya Engin’in kitapları da çocuklara ve yetişkinlere bu duyguları hep yaşatır. Saatin Taşıdığı Sır’ın penceresinden o gün bir de Kadıköy’ün bugününden girip Körler Ülkesi (Kalkedon=Halkedon)’a eğlenceli bir yolculuk yaptım desem bilmem inanır mısınız? Ama inanın. Ben değil o yolculuğu kitabın ya da kitapların kendisi sahici metinleriyle yaptırıyor. 

Anadolu Feneri nere, Yeşilpınar nere? Sabah yola Yeşilpınar’dan “Fakir Baykurt’un Kaleminin İzinde; Romancının Serüveni” kitabıyla düşmüştüm. Yılanların Öcü üzerine değerlendirmeler bunu bütünleyen bir etkinlik oldu. Anadolu Feneri’nin günışığında kapılar araladım. Ardından adıma imzalı o kitaplar hayal edemeyeceğim kimi şeyleri avucumun içine konduruverdi.   

                                                                             05-10 Kasım 2025 İstanbul

  1.  Ali Soysal, Mavi Kapı, İon Yayınları 2025, s. 90. ↩︎
  2. age “Şiir Kalesi”nden s. 72 ↩︎
  3. age s. 147-148 ↩︎
  4. age s. 7-8 ↩︎
  5. age “Üçü Bir Yerde” şiirinden s. 68. ↩︎
  6. Ali Soysal, Özgür Kız, Kaptan Yayıncılık, 2008. ↩︎
  7. Oya Engin, Saadetin Taşıdığı Sır, Bando Yayıncılık, 2025. ↩︎