22 Temmuz 2025
YAYLA BOZTAŞ
BİZİM ÇAĞ SORUYOR:

İyi kitap okuru, iyi yazar sizin için ne ifade ediyor? İyi yazar, iyi okur tanımınız nedir? Tanımız zaman içinde değişti mi? Değiştiyse nasıl ve niçin değişti?

Adnan Binyazar’ın “Bir kitabın kapısından içeri giren okur dışarı çıktığında aynı kişi değildir,” cümlesi iyi bir okurun kazanımlarını vurgulayan çok anlamlı bir tümcedir.
İyi kitap okuru ve iyi yazarın buluşması edebiyat adına çok güzel bir başarıdır. Gelişmedir, aydınlanmadır, kültürlere, değişik düşüncelere yapılan bir yolculuktur.
Okurken bilgi biriktirip kültürler arası iletişim kurabilmeyi beceren bir okur bence iyi okurdur. Kitap okumak yalnızca zaman geçirmek için başvurulan bir eylem olamaz. Okur olmak “Boş zamanlarımda kitap okurum,” tümcesine sığdırılacak bir edim değildir. Okuduklarına yalnızca ideolojik olarak değil, nesnel olarak da bakabilen okuma kültürü oluşturabilmiş bir okurdur iyi okur. Okuduklarında kendi farkındalığını yaratandır. İyi bir kitap okuru yazarın öne çıkarmaya çalıştığı konuyu yakalayabilen, düşünen eleştiren, duyarlı biri olmalıdır. Okuma edimini gerçekleştiren kişi, yalnızca tarzı olan konulara saplanıp kalmamalı, okuma çeşitliliği yaratmalıdır. Okuyup kapatılan, bir daha hiç kapağı açılmayan kitaplar gücenir. Üstelik beğendiği bir kitabı yeniden okumak, anımsamak bir okur için güzel bir geri dönüştür. Özellikle klasikleri yeniden okumak insanı o eseri yıllar önce okuduğunda aldığı tadı, algıladığı duyguları ölçme açısından da yararlıdır.
İyi bir okur, okurken sevdiği cümleleri, özgün betimleme ve düşünceleri not alan, altını çizen dikkatli bir kişidir. Okuyacağı yazarın daha önceki kitaplarını, yaşam öyküsünü, kitaplarıyla ilgili yazılanları inceleyendir. Okurken metnin iç dinamiğini yakalayabilen, yüzeysel değil derin okuma yapabilendir. Yalnızca olay örgüsünü değil, alt metinlerde verilmek isteneni de irdeleyebilmeli, okuduklarıyla kurduğu bağın yol göstericiliğinde sorgulamalı, empati yapabilmelidir. Gerektiğinde Yazarın bakış açısını sorgulayabilmeli, eleştirebilmeli, yazarın neyi değil nasıl anlattığını değerlendirebilmelidir.
Adnan Binyazar’ın “Bir kitabın kapısından içeri giren okur dışarı çıktığında aynı kişi değildir,” cümlesi iyi bir okurun kazanımlarını vurgulayan çok anlamlı bir tümcedir.
Yazar; en küçük duyguları en büyük hisseden kişidir, yalnızca içinden geçenleri aktaran, edebiyat dünyasında yer edinmek için yazan kişi değildir. Okurla ilgili beklentilerin yanında, iyi bir yazarın niteliklerini irdelersek hiçbir zaman “ben yazdım oldu” deme hakkı yoktur. Okurlarının beklentilerinin yanı sıra, sanatsal bir metinle işlediği konuyu hiçbir çelişkiye, mantıksızlığa düşmeden aktarmalıdır. İşleyeceği konuyla ilgili gerekli bilgileri, çevreyi, tarihsel gelişimi araştırmalıdır. Konu ne olursa olsun aktarılanlar boşlukta kalmamalıdır Toplumsal gerçekçi bir roman yazıyorsa yolunda gitmeyen olayları, rahatsızlığı, ayrımcılığı, güçlünün güçsüze taktığı çelmeleri, çelme takılan insanların çaresizliğini verebilmelidir. Konuya duyarlı yaklaşmalı, konuyla ilgili kişisel duygu ve düşünceleri okuyan tarafından açıkça anlaşılmalıdır. Topluma tamamen yabancı olmamalı, anlatmak istediğini direkt aktarımcısı olmadan alt metinlerle de vermeli, okuru düşündürmelidir.
Anlatım özelliklerinin, anlatım tekniğinin eser boyunca devamlılığı, işlenen temalar ve bunlara bağlı olarak verilen mesajların uygunluğu yazarın başarısını, okunurluğunu gösterir.
Gereksiz süslemelerden, yaratıcı olmak için zorlayıcı dil oyunlarından kaçınmalı, dili, yalın ve akıcı, doğru olmalıdır. Seslendiği hedef kitleye ulaşabilmesindeki başarı, kahramanların sosyal ve kültürel yapılarıyla olayın geçtiği yer arasındaki uyumun gerçekliği ile bağlantılıdır.
Okur olarak bu tanımlamalar işlerlik kazandı düşüncelerimde. Doğal olarak bu tanımlara, okudukça daha değişik düşünceler eklenebilir. Çünkü her yazar, başka başka doğruları, güzellikleri ekler insanın beynine, yüreğine. Yeni arayışlarla oluşturan yapıtların eski düşüncelerde değişiklik yapması olasıdır ancak genel doğrularımda büyük bir değişiklik olacağını düşünmüyorum.
.
