Gönül Çatalcalı’dan “Su Fırtınası”

10 Haziran 2025
YAYLA BOZTAŞ

Su Fırtınası, günümüzün gerçekleriyle harmanlanmış, çağdaş bir masal. 

Bir romanın yazılma amacı,  yazanın kendi düşüncelerini, duygularını okura ulaştırma isteği, tanınma, yazın dünyasında yer edinme tutkusu değildir yalnızca. Yaşadığı toplumdaki çarpıklıkları, sorunları, tanık olduğu yaşamlardaki  açmazları, toplumda onlara takılan çelmeleri anlatma, okura başka yaşamları işaret ederek farkındalık yaratma isteğidir. Gönül Çatalcalı’nın son romanı Su Fırtınası, bütün bu nitelikleri taşıyan usta işi bir yapıt.

Roman, suya yapılan bir güzellemeyle başlar:

Deli yağmurlarla, arıtan damlalarla gelen,
Ak gelinlik gibi karla inen şifa.
O ki dünyanın can damarı, atan nabzı,
Bir katresi ömre bedel, hayatın olmazsa olmazı.

Sayfa aralarında bütün romanlarından da tanık olduğumuz lirik tümcelerle düşündürüyor okuru Çatalcalı. Onun bu düşünceleri, romanın ana konusuna üflenen usul bir rüzgârdır, anlamlı, sakin ama vurucu. 

 Yazar, “Bu kitabı, su avuçlarından, bedenlerinden kayarken toprağın derinindeki sabırlı bekleyişi, bilge sessizliği, eşsiz zenginliği düşünen, düşünüp de bir  damlaya bin anlam yükleyen Hüma analara adıyorum. Onlar ki düşlerini yalnızca suya anlatanlardır,” diyerek  romandaki olaylara çok anlamlı bir  gönderme yapıyor.

Yaşadıkları sürece çeşmeden akan su görmeyen, bir dağ köyü, kuyulardan, yağmur sarnıçlarından, derelerden su içmeye, taşımaya razı olmuşken derelerinin, kuyularının kuruması, tulumba kollarının boşa dönmesiyle o suyu da bulamayınca… İşte o zaman tek çareyi yıllardır yaşadıkları, çocuklarını, torunlarını büyüttükleri, kökleri derinliklere kadar uzanan köylerini kuraklık nedeniyle sancılı terk edişleriyle başlıyor roman.

Ancak yalnızca su bulmak için göçen bir köyün romanı değildir Su Fırtınası. Çünkü anlatılanlar sevginin, nefretin, iyiliğin, kötülüğün, ırkçılığın, çaresizliğin, dışlamanın, taşlaşmış törelerin, yardımlaşmanın, sorun çözme becerisinin, toplumsal sorunlara farkındalık yaratmanın  bütünüdür.

Bu denli olayı içeren bir roman yazarken nasıl bir duygu birikimi yaşar, olay örgüsünü nasıl bu denli sağlam kurabilir bir yazar? Böylesine yoğun olaylarla oluşturulan kurgu hiçbir mantık hatasına düşmeden nasıl kurulur? Gerçekçi sorunların anlatımına karşın nasıl bir masal dili oluşturulur?

Su Fırtınası adını taşıyan romanda “fırtına” sözcüğü bir metafor olarak kullanılmış.  Kitap köyünden ayrılmak istemeyen köy halkının yaşadığı çaresizliği, umutsuzluğu,  kararsızlığı sağaltan,  sorunları bilgelikle çözen yaşlı bir Anadolu bilgesinin  romanıdır.  Suyu ararken yaşanan zahmetli yolculukta köy halkının başında en ön safta yürüyen Hüma Ana’nın hikayesidir. O Ana ki bir liderdir, inançtır, umuttur, insanları yılgınlığa düşmekten koruyandır. Kimselerin görmediğini görür, bilir, hisseder. Romanın başkahramanı olma giysisini ona çok güzel giydirmiştir Çatalcalı. Hüma Kadın birdir,  tektir, iddiasız, sakin ama başat olandır.  

Su Fırtınası, aynı zamanda ustalıkla tanıtılmış; Ferman’ın, Süsen’in, Gevher’in, Akasya’nın, Atmaca’nın, Alaca Şahin’in, akıllı ve birbirlerine âşık güvercinler Aşikâr ve Gökçe’nin, Su Bebek’in, daha birçok kişinin romanıdır.

Güneydoğu ve bir Ege kasabası arasında ilerler roman. Paralel olay örgüsüyle iki koldan anlatılan olaylar, romanda merak öğesini çok güçlendirmiştir. Çocukluğunun,  gençliğinin geçtiği kasabaya gelen,  okul arkadaşıyla buluşan Sinan’ın hayal kırıklıkları, “Bir Kasaba ve Çalınan Çocukluk Düşleri”  bölümüyle Ege’deki olaylarla başlar.  Yıllar önce gürüldeyen Deliçay’ın kuruması,  artık olmayan  üzüm bağları, zeytinlikler, tarlalar… İmara açılan bereketli topraklarda yapılacak siteler, kimliğini tümüyle yitiren kasaba, genç adamın bütün hayallerini yıkar. Üstelik çok sevdiği, okul arkadaşıyla buluşmanın sevinci, zaman zaman  yaşanan iç dökümlerle zedelenir. 

İki ayrı bölgedeki roman kahramanları da iyi işlenmiş. Duyguları, iç sesleri, kararları, davranışlarıyla romanda önemli konumda, hepsinin edimleri, bilgileri yaşamları çok gerçekçi anlatılmış. Güneydoğu’dan Ege’ye ya da tam tersi yöne sürüklenirken onları çok iyi anlıyor, seviyor, benimsiyor, yaşadıkları korkuları, ikilemleri, çaresizlikleri hissediyor, bu duyguları onlarla birlikte yaşayıp çözümler üretmeye başlayacak değin içselleştiriyor okur. Kötülerden ve kötülüklerden nefret ediyor, iyilerden yana düşünmeye başlıyor. Çatalcalı bu duyguları öylesine güzel yaşatıyor ki tam soluksuz kalmışken olay örgüsüyle yeniden canlanıyor, onun bulduğu çözümden sevinç duyuyorsunuz.

Kitap ilerledikçe toplumsal gerçekçilik vurguları iyice belirginleşiyor. Güneydoğu’dan Batı’ya giden mevsimlik işçilerin sorunları, köylerin boşalması, GAP projesinin büyük kesimlere suyu ulaştıramaması…  Fırat’ın kıyısındaki köylerde bile kuru tarım yapılması,  boş vermişlik,  siyasilerin merkezlere yönelmesi, köylerin çözüm bekleyen birçok sorunu  gözler önüne seriliyor.

Çatalcalı’nın dil işçiliği bu kitabında da tertemiz bir Türkçeyle karşımıza çıkıyor. Okurun içine işleyen, su gibi akan bir Türkçe, okuma tadını artırıyor. Yazarın “Hamdüsena Sokağı Kadınları” romanıyla 2020 yılında Türk Dil Derneğinin Ömer Asım Aksoy ödülünü almasının rastlantı olmadığını kanıtlıyor.   Üstelik Su Fırtınası, öteki romanlarından farklı bir anlatımla yer yer masal öğelerinin, halk deyişlerinin kullanıldığı, zenginleştirilmiş bir dille kaleme alınmış.  Yazar tarafından üretilen kıssalarla bu özellik pekiştirilmiş. 

Türkiye’nin pek çok sorunu işleniyor romanda. Yazar, kahramanları aracılığıyla verdiği bilgileri, kurguya çok iyi yerleştirmiş. Sorunlar ve çözümler, merak duygusunu yükseltici olay örgüsüyle, birleşip ayrılan paralel kurguyla okuru adeta nefes nefese bırakıyor. Bu arada kahramanların karakter analizleri de yerli yerine oturuyor. 

Fırtına dindiğinde okur, bilmediği, bildiği halde üzerinde düşünmediği yaşantıların farkına varıyor ve kendini Hüma’nın masalının içinde buluyor. 

Günümüzün gerçekleriyle harmanlanmış, çağdaş bir masal Su Fırtınası


Gönül Çatalcalı, Su Fırtınası, Tekin Yayınevi, İstanbul 2025, 326 sayfa.

.