Eskişehir’de Çocuk Olmak

19 Şubat 2026
SEÇİL BÜKER

Eskişehir’de geçen çocukluğum bana sinema sevgisini armağan etti. Hafta sonlarını iple çekerdim. Cumartesi akşamları Büyük Sinema’da Türk filmi izlerdik. Hem de locadan. Komşularla birlikte gidilirdi. En büyük loca her cumartesi bizimdi. Sinemanın işletmecisi eniştem olduğu için bu konuda bir sorun yoktu.

Pazar öğleden sonraları Yeni Sinema ve yabancı film günüydü. 14.30 matinesine giderdik. Herkesin yeri belliydi, her zaman aynı koltuklar alınırdı. Çok şık giyinirdik. En güzel elbiseler giyilir, saçlar özenle taranırdı. Hanımlar kürkler giyerdi. O zamanlar kimse hayvanların katledilmesiyle ilgilenmezdi. Özellikle kürk kap ya da kürk ceket çok modaydı. Kürk ceketin altına dar etek giyilirdi.

Sinemadan çıkınca Mazlumlar’a gidilirdi. Gitmeden önce kazandibi mi yoksa tavukgöğsü mü yenileceğine mutlaka karar verilmiş olurdu. Duvardaki aynalarda kendimizi seyrederek yerdik muhallebileri.

Şeker Fabrikası’nın salonuna Devlet Tiyatroları gelirdi. Shakespeare’in bir oyununu izlemiş ve büyülenmiştim. Belki de yıllar sonra, işte o büyü beni İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne yönlendirdi.

Aynı salonda bilgi yarışmaları yapılırdı. Atatürk Lisesi ile yarışırdık. Oğuz, Lale ve ben sahneye çıkardık. Bir de münazaralar vardı: Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? Aman Allah’ım, ne büyük bir ciddiyetle savunurduk bu saçma savları. Kaybedersek çok üzülürdük.

Eskişehir Porsuk Irmağı

Yaz aylarında Porsuk kenarındaki yazlık sinemalar en büyük eğlencemizdi. Çekirdek çitler, gazoz içerdik. Bazı akşamlar filmleri komşunun balkonundan izlerdik; loca gibi olurdu. Çay içer, kek yer, gülüşürdük. O bölgeye Yalaman Adası denirdi; bir ailenin soyadıydı bu. Sonra o yazlık sinemalar çay bahçesi oldu, ardından da tabii ki apartmanlar yükseldi.

Biz de Yalaman Adası’nda otururduk. Çınar Sokak’ta. Oturduğumuz ev yıkılmış, yerini açık otopark almış. Gidip bakmadım. İçim kaldırmaz diye.

Evler tek katlıydı, sokaklar nehirde son bulurdu. Kayıkçılar vardı. Balıkçılar da vardı sanırım. O zaman basma fabrikası yoktu, atıkları da.  Sonra Porsuk her gün başka bir renk akmaya başladı.

Yine de Porsuk şanslıydı; Ankara’nın dereleri gibi üstü kapatılmadı. Sahi,  Eskişehir’de de Hamam Yolu’ndaki dere kapatılmıştı. Demek ki kentte güzellik veren sulara duyulan kızgınlık o zaman başlamış. Ayıbın üstünü örter gibi kapatmışlar dereleri.

.