17 Ağustos 2026
SEVDA YÜKSEL

STORYWALK
Çocukları kitaplarla buluşturmanın yollarından biri de onları kütüphaneden çıkarıp sokağa, parka, yürüyüş yoluna taşımak. STORYWALK tam da bunu yapıyor. TD Summer Reading Club (TD Yaz Okuma Kulübü) tarafından hayata geçirilen proje, çocukları yaz tatilinde okumaya, kitapları keşfetmeye, kütüphane etkinliklerine katılmaya çağırıyor.

Kitabın İçine Yürümek
Quebec’te Montreal’in Westmount Parkı içinde yer alan Westmount Kütüphanesi’nin önünden başlayıp yol boyu sıralanan on yedi panoyu izleyerek bir kitabın içine giriyoruz. Kitap, kütüphaneden çıkarılarak yürüyüş yoluna taşınıyor; çocuk, parkta yürürken kendini bir kitabın içinde buluyor. Paylaşılan QR kodlar da kitabı Fransızca ve İngilizce dinleme olanağı sunuyor.

Colette
Colette adlı kitabın yazarı Jean-François Senechal, çizeri Pascale Bonenfant.
Kitabın Fransızca başlığı Colette n’a besoin de personne, İngilizce başlığı ise Colette: The Solitary Bee. Biri “Colette’nin kimseye gereksinimi yok” derken diğeri onu “yalnız yaşayan arı” olarak tanımlıyor. Bu iki ifadeyi yan yana düşündüğümüzde karşımıza yalnız yaşayan ve kimseye gereksinimi olmayan arı Colette çıkıyor. Yalnız yaşamak başlı başına bir sorun değil. Ancak başkalarına gereksinimi olmamak psikolojik ve varoluşsal bir önerme olarak bizi duraklatıyor. Üstelik “Kimseye gereksinimi yok,” cümlesi kitapta dört kez yineleniyor.
Colette, okurun karşısına gerçek bir arı olarak çıkmıyor; kişileştiriliyor. Çocuk edebiyatında kişileştirilen hayvanlar çoğu zaman insan davranışlarını ve ilişkilerini görünür kılmak için kullanılır. Dolayısıyla Colette’nin yalnızlığına da yalnızca bir arının yaşam biçimi olarak bakamayız.


Colette tek başına uçabiliyor, yemek yiyebiliyor, yiyecek bulabiliyor, tünellerden çıkabiliyor, ormanda yolunu bulabiliyor, uyuyabiliyor, hatta arkadaş edinebiliyor. Yazar, her ne kadar Colette’nin kimseye gereksinimi olmadığını söylese de bu eylemlerin arasında “arkadaş edinebilmeyi” de sayıyor. Hiçbir şeyin planlandığı gibi gitmediği zamanlarda ise yolunu yitirdiğinde ya da fırtına çıktığında Colette birinin yardımına başvuruyor. Ondan yardım isteyenler de oluyor. Yardım istemek ya da yardım etmek, “Kimseye gereksinimi yok,” yargısıyla ister istemez çelişiyor.
Yazar, “Kimseye gereksinimi yok,” yerine “Tek başına da yapabilir,” deseydi itirazımız büyük ölçüde ortadan kalkardı. Tek başına yaşayabilmek, kendi kararlarını verebilmek, kendi macerasının peşinden gidebilmek bağımsızlık duygusunu besler. Ancak bir çocuğa bağımsız olmayı öğretmekle, ona kimseye gereksinimi olmadığını söylemek aynı şey değildir.
Belki de bu cümleyi çağımızın birey anlayışı üzerinden okumak gerekir. Günümüz insanı, hiç olmadığı kadar çok başkalarıyla bağlantı hâlinde ama bir o kadar da yalnız. Birbirimize ulaşmak kolaylaştıkça dokunmak zorlaşıyor. Günümüzün birey anlayışı, kendi ayakları üzerinde durmayı ve kimseye yük olmamayı güçlülük göstergesi; kendi kendine yetebilmeyi başarı ölçüsü olarak sunuyor. Oysa başkasının yardımına gereksinim duymak, onun yükünü omuzlamak, arkadaşlığa, dayanışmaya ve şefkate gereksinim duymak bir eksiklik değildir. Belki çağımızın temel çelişkilerinden biri, kimseye gereksinim duymamakla özgür olmak arasındaki farkı giderek unutmaktır. İnsan, tek başına ayakta durabilir ama yaşamı anlamlı kılan çoğu şeyi tek başına yaşayamaz.
Öykünün sonunda Colette’nin yalnızlığıyla tanınma arzusu arasında bir gerilimle karşılaşıyoruz.
Dağa tırmanarak rekor kırmak, kayıp bir hazineyi bulmak için yerin altına inmek, bilinmeyen hayvanların yaşadığı toprakları keşfetmek gibi birtakım maceralara da atılan kahramanımız; eve döndüğünde onun maceralarını dinlemek için sabırsızlanan komşularıyla karşılaşıyor. Colette’nin içi, onun dönüşünü bekleyen ve maceralarını dinlemek isteyen komşularının varlığıyla ısınıyor. Fotoğraf çektirecek, imza dağıtacak ve partilere katılacaktır. Kimseye gereksinimi olmadığı söylenen Colette, başkalarının ilgisiyle mutlu oluyor. Çünkü bağımsızlık başka şeydir, yalnızlık başka; yalnızlık başka şeydir, görünür olma arzusu başka.
Colette’nin maceraları yalnızca kendisine ait kalmıyor, başkalarının da ilgisini çekiyor. Öyleyse burada yanıt bekleyen yeni bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz: Çocuğa macera yaşamanın değeri mi öğretiliyor, yoksa maceranın sonunda tanınmanın ve popüler olmanın değeri mi?
Çocuk edebiyatının gücü, çocuğa hangi düşüncenin doğru olduğunu söylemekten çok, onun bu çelişkileri yaşayabileceği öyküler sunmasındadır. Colette, bu çelişkiyi okurunun önüne koyuyor. “Kimseye gereksinimi yok” cümlesinin kesinliği, öykünün akışı içinde sarsılıyor. Öyleyse sormanın tam sırası: Çocuklara “Kendi başına yapabilirsin,” demekle “Kimseye gereksinimin yok” demek arasındaki ayrımın farkında mıyız?
Çocuk Kitaplarının Değeri
Kitabı kütüphaneden çıkarıp çocuğun ayağına götüren STORYWALK projesi, çocuğu kitabın içine sokarken bizi de kitabın söyledikleri üzerine düşünmeye itti. Belki de çocuk kitaplarının asıl değeri burada: Çocuğa yalnızca bir öykünün içine girme değil, o öykünün içinden dünyaya bakma olanağı sunmak. Doğayı, yaşamı, insanı ve kendini bu bakışın içinde kucaklayabilmek…
Kitapların araladığı kapılardan geçerek kendi başına yürüyebilen ama gerektiğinde bir başkasının elini tutmaktan çekinmeyen nice çocuğa…
.
