Antik Mısır’ın İzleri

27 Temmuz 2026
ŞÜKRAN ŞAHİN

Asya ve Afrika arasında bir köprü olan Mısır, görkemli piramitleri, 5000 yılı aşan kadim tarihi ve Nil Nehri’nin hayat verdiği zenginliği, kültürü, dünyanın yedi harikasından ayakta kalan tek yapı olan Keops Piramidi’yle görülmeye değer bir coğrafya. Mısır gezimiz İran gezimiz gibi ülkenin kaotik durumları nedeniyle hep ertelediğimiz bir gezi olmuştu. Kurban Bayramı’nda sekiz günlük bir Mısır keşfi yapalım dedik, bir de baktık ki hem uygun hem de vizesiz olması nedeniyle Mısır, Türk turistlerin istilasına uğramış. Mısır için “Nil’in armağanı” demiş Heredot. Doğru söylemiş.

Mısır, büyük ölçüde Sahra Çölü ile kaplı. Hayat kaynağı olan Nil Nehri, ülkeyi baştan başa geçerek eşsiz bir tarım havzası oluşturmuş. Mısır nüfusunun çok büyük bir bölümü de bu nehrin çevresindeki verimli topraklarda yaşıyor. Dünyanın birçok yerindeki önemli müzelerde çokça Mısır arkeolojik eserlerini görmüştüm. “Mısır’daki müzelere ne kalmış?” diye düşünürdüm. Gerçekten çok şey kalmış. Taşın sessizliği ve kumun belleğine ait eserler dimdik ayakta. 

Özellikle Kahire’deki Büyük Mısır Müzesi (Grand Egyptian Museum), yılın en büyük kültürel açılışlarından biri olmuştu ve ben bu müzeyi görmek için sabırsızlanıyordum. Dijital ortamda Mısır’la ilgili çokça yazı olduğu için bu gezi yazımda kendi izlenimlerimi biraz da sohbet tadında paylaşmak istiyorum. Anlattıklarımın birçoğu Mısırlı rehberimizin anlattıkları. Mısır’a gitmeden önce Netflix’in “Kraliçe Kleopatra” adlı dört bölümlük belgesel-drama dizisini ve Mısır rehberliği yapan Turgay Tuna videolarını da izledim. Gezilerime gitmeden önce o bölgeyle ilgili dizi, film, kitap vb. araştırmalar yaparım. Gezi grubumuzda benim görevim budur. Bu gezimizde biraz tembellik yaptık. Hazıra konalım diye bir turla gitmeye karar verdik. Ancak Mısır’daki ekstra turların bazılarını biz kendi ilgi alanımıza göre ayarladık. 

Önce İstanbul’dan Şarm El Şeyh’e (Sharm el-Sheikh) gittik. Kızıl Deniz’in incisi Şarm El Şeyh, Mısır’ın Sina Yarımadası’nın güneyinde yer alan bir turizm cenneti. 1980’lerden itibaren Mısır hükümeti tarafından dünyanın önde gelen uluslararası dalış ve turizm merkezlerinden biri haline getirilmiş.

Güvenli ve rahat bir tatil yeri. Yerel halk yok burada, çalışanlar var. Mısır’da katıldığınız her turu ve etkinliği turizm polisi eşliğinde yapıyorsunuz. Şarm’da Sina Dağları’nı seyrettik, güneşin batışını izledik, plajlarında etrafımızı saran rengarenk balıklarla yüzdük ve Kızıldeniz’in su altını hayranlıkla inceledik. Ras Muhammed Milli Parkı’na gittik. İster dalış yapın ister şnorkelle ya da cam tabanlı tekneler, yarı denizaltı araçlarla eşsiz denizaltı cennetini mutlaka seyredin ve büyülenin. Bu güzelliği görmek için dalgıç olmanıza da gerek yok. 

Şharm’da Old Market’e bir akşamımızı ayırdık. Hediyelik özgün eşya dükkanlarından hediyelikler aldık. Yöresel kafelerde yerel içeceklerinden içtik. El Sahaba Camisi’ni hayranlıkla inceledik. Dahab’ta Renkli Kanyon’da, labirenti andıran geçitlerde, çeşitli minerallerin renklendirdiği jeolojik kayaların arasında yürüdük, fotoğraflarla belgeledik. Şnorkelle Mavi Çukur’un büyüleyici muhteşem su altı dünyasını inceledik. Unutulmazdı. Çölde ATV turu yaptık, develerle gezdik.

Dahab Renkli Kanyon.
El Sahaba Cami
Farsha Cafe
Başka bir kafe mümkün!
Dahap Çölde ATV

Şarm El Şeyh’te Hadaba kayalıklarının eteklerine konuşlanmış, Kızıldeniz manzaralı benzersiz konumuyla meşhur Farsha Cafe’nin özellikleri gündüz pek anlaşılmıyor. Ancak akşam karanlığında tam ışıklandırılmış haliyle mistik atmosferi, rengarenk el yapımı lambaları, eski eşyalı dekorasyonuyla, minderli ve özgün oturma alanlarıyla unutulmaz gün batımıyla ikonik bir mekân. Mekânda Ümmü Gülsüm, Abdulhalim Hafızın gibi geleneksel klasik Arap müzikleri olmasa da popüler Arap müziği, elektronik dans müziği, kulüp müziği ile idare ettik. Kat kat olan bu kafe o kadar büyük ve o kadar kalabalık ki, buna rağmen müzik her yerden duyulabiliyordu. Rezervasyonsuz giderseniz barkod numarası alıp saatlerce sırada ya da en üst kattaki kafe bölümünde bekleyebilirsiniz. Bizde epeyce sıra beklesek de beklediğimize değdi.

Antik Mısır’da yağ ve koku kullanımı binlerce yıl öncesine, dinî ritüellere ve mumyalama işlemlerine dayandığı için güvenle bu geleneksel yağ, krem ve kokularından almazsak olmazdı. Özellikle mavi nilüfer (lotus), sedir ağacı, reçine (mür), balmumu, tarçın vb. bitkisel ağırlıklı ürünlerdi aldıklarımız.  Mısır’da lotus çiçeğinin yeri ayrı. Her yerde karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda lotus Antik Mısır’da yeniden doğuşun ve Güneş Tanrısı Ra’nın sembollerinden. Gündüz açılıp gece kapandığı için bu hareket güneşin her gün batıp yeniden doğuşunu temsil ediyormuş. Ra büyük altın bir diskle sembolize ediliyor. İnsan formundayken ise genellikle şahin başlı bir adam olarak tasvir edilmiş. Bazen Ra hayvan biçiminde de gösterilmiş. Bok böceği bunlardan birisi. Hediyelik eşyalar arasında en çok bu böceğin tasarımları satılıyordu.  Böceğin dışkı topunu yuvarlaması, güneşin gökyüzündeki hareketine benzetilip Güneş Tanrısı Ra’nın bir işareti sayılmış. Hatta Ra salt güneşi temsil eden bir tanrının ötesinde, düzenin gücün ve yeniden doğuşun sembolü. Sonraları MÖ 16. yüzyıldan itibaren rahipler, havanın görünmez yaratıcısı Amon ile güneşin gücü Ra’yı tek bir en üstün tanrıda birleştirerek “Amon-Ra” adını yaratmışlar. Mısır mitolojisinin içine dalarsanız sonsuz bir kaynak denizinde kaybolursunuz.  

Hibiskus Mısır mutfağının en popüler içeceği Karkade’nin ham maddesi. Karkade çayı Mısır ve Sudan’a özgü geleneksel bir içecek. Koyu kırmızı rengi ve hafif ekşimsi, ferahlatıcı tadı var. Türkiye’ye döndüğümüzde de yazın buzlu, kışın sıcak içilen bu içeceği mutfağımızdan eksik etmiyoruz. Gezilerimden döndüğümde o bölgeye ait bir yiyecek ya da içeceği bir süre evimde de denerim. Ayrıca çay, yağ ve kozmetikte kullandıkları yabani nanelerinden de aldık. Bu bitkiden lezzetli bir çay elde ediyorsunuz. Ürdün’de de Medine nanesi dedikleri taze naneyi çay, limonata  ve kahvelerin içine koydukları içecekleri de sevmiştim.

Sabah Şarm El Şeyh’ten ayrılarak Kahire’ye yola çıkıyoruz. Süveyş Kanalının altındaki tünelden geçerek, Asya’dan Afrika’ya geçmiş olduk. Burası önemli bir nokta. Fiziksel olarak Sina Yarımadası’nı (Asya) geride bırakıp Mısır’ın ana karasına (Afrika) adım attık ve bence iki kıtayı birbirine bağlayan tarihi bir yolculuk yaptık. Kahire 22 milyon. Mısır’ın kültürel ve ekonomik başkenti. Antik Mısır’da sırasıyla İskenderiye Luksor ve Kahire başkent olmuş. Kahire; liman kenti olan İskenderiye’ye ve Süveyş kanalına çok yakın, stratejik öneme sahip bir noktada bulunduğu için tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Kentin büyük bir bölümü Nil Nehri’nin doğu kıyılarına kurulmuş. Ünlü Giza Piramitleri burada. Ülkede nehrin geçmediği yerler neredeyse yüzde 95’i çöl.  Suyun geçtiği yerler yaşama alanı.  Çöl tepeciklerinin etrafını sardığı, çöl iklimi ve bitki örtüsünün olduğu Kahire şehri, Nil Nehri’nin bereketinden yararlanmak için yüzyıllar boyunca nehrin çevresinde büyümüş ancak gelişen yeni teknolojilerle birlikte genişlemesini çöllere doğru da sürdürüyor.

Kahire popüler ve turistik bölgelere bölünmüş. Bunlar Gize, Yeni Kahire, Maadi, Zamalek, Gezira, Heliopolis, Dokki, Agouza, Garden City, Eski Kahire ve Nasr City. Sınıfsal fark ürkütücü.  Ürdün, İran, Güney Afrika da aynı sınıfsal farkı görmüştüm maalesef. Fakir mahalleler çöplerle kaplı. Bir de Afrika’dan gelen rüzgârı hiç bitmiyor. Çöpler havada uçuşuyor. Özellikle arife günü gece herkes sokaktaydı, sabaha kadar dükkanlar açık olurmuş. Her yer piknik yapanlar, seyyar satıcılar, duvar diplerinde, kaldırımlarda yollara serilmiş insanlarla doluydu.

Kahire’nin merkezindeki Ortadoğunun en eski ve
ünlü açık hava pazarı-Han el -Halili.

Satıcılarla göz göze geldiğiniz anda bittiniz. Mutlaka sizi almak istemediğiniz bir şeyi bile yeter ki başımdan gitsin diye, almak zorunda bırakıyorlar. Belki abartmış olacağım ama bazı yerlerde sağır, dilsiz, kör olun. Örneğin, merkezdeki Ortadoğu’nun en eski ve ünlü açık hava pazarı Han el -Halili’de. Pazarlık zaten Mısır’ın ritüeli. Satıcılar ilgilendiğiniz bir objeye baktığınızda peşinizden sizi takip ediyor ve 100 dolarla başladıkları pazarlık 10 dolarla bitiyor. Özellikle Kahire’de satıcılar çok rahatlar, turistlere öğrendikleri birkaç Türkçe sözcükleri söyleyip laf atıyorlar.  Özellikle satıcıların sürekli tekrarladıkları “Yavaş yavaş Hasan Şaş” tekerlemesi şimdilerde “Yavaş yavaş Mansur Yavaş” olmuş. Turizm polisleri etrafta olmasa sanırım Mısır’ın bazı bölgelerinde gezilemez.

Rehberimiz Mısır’da 4 milyona yakın Sudanlı’nın yaşadığını, Suriyeli’lerin de olduğunu biraz da manidar söylüyor. Sanırım fakir bir ülke oldukları için mülteci istemiyorlar.  Mısır’da %85 Müslüman, %15 Hristiyan varKıptiler, kökleri Antik Mısır’a dayanan, Orta Doğu ve Mısır’ın en büyük yerli Hristiyan topluluğu. Günümüz Mısır nüfusunun yaklaşık %5 ila %15’ini oluşturuyorlarmış. Kendilerini Firavunların soyundan gelen asıl Mısırlılar olarak tanımlıyorlar. Mısırlılar Kıptilerle evlenmişler. Müslüman ve Hıristiyan olmaları sıkıntı yaratmamış. Evlenen çiftlerde başlık parası hâlâ varmış. Kahire’de az, ülkenin güneyinde daha çokmuş. Mısır erkeği bakabilirse eğer dört kadınla evlenebiliyormuş. Özellikle bedeviler çok eşliymiş. Yaklaşık 1 milyona yakın bedevi yaşıyormuş. Mısırlılar bedevilerle ilgili pek hoş şeyler anlatmıyorlar.

Mısır’da soy isim yok. Rehberimiz ilk adı Ömer ve soyadı da babasının adı. Kadınların kimliklerinin arkasında kocasının adı var. Mısır’da idam cezası hâlâ sürüyor. Bedelli askerlik yok. Üniversite mezunu bir gencin askerlik süresi 1 yıl +2 ay, eğitimsiz olanlar ise 3 yıl. Rehberimiz “Askerlik yapmadan hiçbir işe giremeyiz,” diyor. Üniversiteye giriş sınavsız, öğrenciler lise sınavlarındaki başarıya göre üniversitelere yerleştiriliyorlar. Belediye başkanı seçimle değil, atama usulü göreve getiriliyor. Osmanlı Mısır’da 400 sene kalmış. “Çukur”, “Muhteşem Yüzyıl” gibi diziler çok seviliyor. Hatta “Çukur” dizisi başlayınca dükkanlar kapanıyormuş. Dizilerden öğrendikleri bazı ritüelleri onlar da yapıyorlar. Mesela kız isteme sırasında damada onlar da tuzlu kahve veriyorlarmış.

Kahire’nin kalabalıklığını azaltmak için şehrin dışında TOKİ evleri gibi binlerce ev yapılmış. Fakat birçoğu taşınmıyormuş yeni evlerine. Şehrin içini seviyorlarmış. Arap baharı sürecinde bazı arsaları işgal edip evler yapmışlar ve fakat bu süreç bittiğinde bu işgalcileri evlerinden çıkarmışlar. Bu yüzden bolca yarım bırakılmış ve boş evler var.

Kahire’de panoramik şehir turunun ardından Kahire Kalesi, Mehmet Ali Paşa Cami, Sultan Hasan Külliyesi, İmam Şafi Cami, Al Azhar Cami, Kahire Kulesi, Khan el Khalili Pazarı keşiflerimiz sürdü. 2010 yılında Tunus’ta başlayan ve kısa sürede Orta Doğu ile Kuzey Afrika’ya yayılan protestoların, halk ayaklanmasının Mısırdaki adresi Tahrir Meydanında yürürken “Buranın dili olsa neler anlatır neler!” diye düşünmeden edemedim. Kahire Papirüs Enstitüsünde M.Ö. 3000’li yıllara dayanan papirüs geleneğinin, kamıştan kâğıda kadar geleneksel yöntemlerle yapılma sürecini canlı canlı incelediğimiz atölye unutulmazdı. Nil Nehri kıyılarında ve bataklıklarda bolca yetişen papirüs bitkisinden antik dünyada ilk kez kullanılan kâğıda benzeyen papirüs üzerine yapılan özgün resimlerden birkaç adet satın  aldık.

Mısır’a gelme nedenlerimden birisi yeni müzeyi görmekti. Büyük Mısır Müzesi (Grand Egyptian Museum), Gize piramitlerinin yakınında yer alan bu kültürel yapı, tek bir uygarlığa adanmış dünyanın en büyük müzesi ve yaklaşık 120 dönümlük alanda 70.000 ila 100.000 arasında antik eser sergileniyor. Müze ülkenin tarihini kronolojik ve tematik olarak anlatan on iki ana galeriden oluşuyor. Müze Fransa’daki Louvre Müzesi’nin yaklaşık iki katı büyüklüğünde. Üst kattaki galerilere ulaşmadan önce ziyaretçiler, büyük heykeller ve heykelciklerle bezeli görkemli bir merdivenden çıkıyor ve tavan/taban cam pencerelerden bakınca Giza piramitlerinin müthiş manzarasıyla karşılaşınca  duraklayıp bu manzaraya çakılıyorsunuz. Mısır’ın “dünyaya armağanı” bu müze. Dokuz yaşında tahta geçen on dokuz yaşında ölen Kral Tutankamon’un mezarından çıkarılan 5.000’i aşkın eserin tamamı ve ünlü som altından ölüm maskesi bu müzede yer alıyor. Tutankamon’un babası Firavun Akhenaton, annesi Akhenaton’un öz kız kardeşi olduğu genetik araştırmalarla ortaya çıkarılmış. Mısır’da o dönemlerde kardeş evliliği olabiliyormuş. Bilim insanları kardeş evliliğinden ötürü firavunun birçok hastalığa sahip olduğunu ve erken yaşta öldüğünü kanıtlamışlar.

Firavun Tutankamon’un 110 kilo saf altından yapılan ikonik iç tabutu.
Büyük Mısır Müzesi

Müze modern mimarisiyle göz alırken sanki bir yaşam alanı. Müze mağazası, konferans alanları, çocuk ve eğitim alanları, kahve dükkanları, fırınlar, tatlıcılar, restoranlar ve müze bahçesinde de görülmeye değer köşeler sizi bekliyor. Ayrıca bahçede ayrı bir bina olarak yer alan, antik dönemi teknolojiyle buluşturan dijital sergi alanları ve multimedya koridorları var.

Kadın firavun Hatşeptut’un belgeselini izlemiştim çok seneler önce. İlginç bulduğum için birkaç resmini bile yapmıştım kadın firavunun. Dünyaya veda etmeden önce yapacaklarımın arasında Hatşepsut’un tapınağını ve heykellerini görmek vardı. Müzede en güzel heykellerini gördüm. Yazıma eklediğim bu müze fotoğraflarının altına önemli gördüğüm eserlerin açıklamasını yaptım. Bu müze günlerce gezilebilir. Bizimki hızlı bir keşif oldu ve fakat aklım bu müzede kaldı. 

Tutankamon’un altın mezar,
ölüm maskesi.
Büyük Mısır Müzesi
Müzenin antik sütunlarla tasarlanmış büyük merdivenleri.
II.Ramses’in 11 metrelik devasa ikonik heykeli.
İlk kadın firavur Hatşepsut heykeli

Müzenin hemen yanında üç ana firavun mezarından oluşan ünlü Keops, Kefren ve Mikerinos ve yanında firavun eşlerinin daha küçük piramitleri var. Diğer piramitlere girilemediği için, bu küçük piramitlere girebildim. Piramite girerken on yedi metre tuzaklı yol var. Hırsızlara karşı yapılmış olsa da hırsızlar bu piramitlere girmişler ve birçok değerli antik eşyayı çalmışlar. Biraz meşakkatli bir keşif olsa da değdi doğrusu. Bu piramitlerle ilgili o kadar çok bilgi bombardımanına tutulmuşuz ki kafamda bilgiler uçuşuyor sanki.  İlk aklıma gelenler; piramitlerin basamaklı eğimli şekilleri, firavunun ruhunun öbür dünyaya (cennete/gökyüzüne) kolayca tırmanmasını sağlayan devasa bir merdiven olarak yapıldığı, firavunların yeryüzündeki tanrılar olduğu, insanın ruhunun yaşamaya devam edebilmesi için bedenin korunması yani mumyalanması gerektiği, piramit şekli aynı zamanda güneş tanrısı Ra’nın yeryüzüne inen ışınlarını simgelediği, firavunun bu ışınlar sayesinde güneş tanrısının yanına yükseleceği… Lisede sanat tarihi dersimde buraları görmeden bile heyecanla anlatırdım öğrencilerime. Gerçekten heyecana değer bir uygarlık Antik Mısır.

Antik Çağ’ın dünyanın yedi harikasından biri olan ve günümüze ulaşan tek yapı Keops Piramit’i 138 metre yüksekliğiyle grubun en büyüğü. Kefren Piramit’i ise Keops’un oğluna ait olup zirvesindeki orijinal koruyucu kaplama taşları ile günümüze ulaşan tek yapı. Mikerinos ise yaklaşık altmış beş metrelik yüksekliğiyle bu üç piramit arasındaki en küçük olanı. Giza piramitleri alanı çok geniş olduğu için çevre dostu elektrikli otobüs sistemi ve ring hatlarını kullanabilirsiniz.  Develer ve at arabalarıyla da dolaşabilirsiniz. Bu büyük alanda istediğiniz bir köşede oturup piramitlerin uzaktan görkemli görünüşünü seyredip rengârenk develerin, at arabalarının devinimlerini, farklı ülkelerden gelen turistlerin telaşını koşuşturmasını heyecanını, hediyelik eşya satan dükkân ve tezgahlardaki hatta yürüyen satıcıların pazarlıklarını seyredebilirsiniz. Yazmaya hevesliyseniz bolca hikayeler çıkabilir bu antik ve kutsal alanda.

Piramitlerde gezgin kadrajı ve dünya mirası
Karnak Tapınak Kompleksi
Meşakkatli bir mini turla piramitlerin içinde keşif
2- Kefren Piramiti 3- Piramitin devasa taş bloklarını yakınından görmek için kısa bir yürüyüş bölümü.

Piramitlerin inşa sırları ve mimari detayları yıllardır birçoğumuzun ilgisini çekmiştir. Bu konuda şehir efsaneleri de var. Gezimizde bazı kişiler Erich von Däniken’in piramitleri uzaylıların yaptığı iddiasını konuştular. Rehberimiz bunu kesinlikle reddetti. “Bilimsel olarak Mısırlıların yaptığı kanıtlanmıştır,” dedi. “Binlerce yetenekli usta, işçi, taş yontucu, mimar, mühendis ve sanatçı gibi alanında uzman kişiler inşa etmiştir,” diye devam etti.  Şehir efsanelerinin her zaman alıcısı oluyor. Rehberimiz piramitlerin inşası sırasında ölen işçiler, zanaatkarlar, ustalara ait olan piramitlerin yakınındaki mezarlarını göstererek, çalışanların onurlandırıldığını anlattı. 

Mısır lezzetleri için ne diyebilirim acaba? Aslında Türk mutfağı bir numara, bu yüzden bizlere yemek beğendirmek zor. Oteller açık büfe. Yok yok. Fakat gezilerde yeni lezzetlere karşın bağırsakları korumak gerekiyor. Bildiklerimi denedim biraz da. Ağız tadıyla tuzlu bir börek yiyemedim. Hamur işlerinin hepsi tatlı. Sanırım Mısır’da şeker hastası çoktur. Sokaklarda çokça pişirilmiş mısır, bakla satıyorlar. Pişirilmiş misket limonu salatası ilgimi çekti. Jüt otuyla et suyuyla pişirilen molokhia çorbasının (yeşil çorba) yoğun kıvamı ve farklı aromasına alışamadım. Ortadoğu’da aynı çorbanın farklı yorumları var. Ürdün’de buna benzer bir çorba içmiştik. Mısırın ulusal yemeği kushari lezzetliydi. Beyaz patlıcanları ilginçti. Balıkları iyiydi. Güvercin eti yiyorlar. 

Kahire Nil nehrindeki gezimizden.
Nil’de teknede geleneksel Tanoura dansı.

Akşam Nil nehrinde tekne turundayız. Nil nehrinin etrafı 5 (plus) yıldızlı dünyaca ünlü otellerle dolu. Nehirde yelkenliler ve tekneler var. Şehrin ışıkları pırıl pırıl parlıyor.  Açık büfe akşam yemeğinin tadını çıkararak popüler yabancı şarkılardan bir demet sunan müzisyen teknedekilerin hepsi Türk turist olunca “İzmir’in dağlarında çiçekler açar” la başlıyor. Herkes ayakta eşlik ediyor. Sonrasında oryantal dansözleri ve yerel dansçıların danslarını ve Tanoura/tennure gösterisini izliyoruz.  Bu tennure dansının kökleri tasavvufa dayanan bir geleneksel halk dansı. Sufi dervişler, müzik eşliğinde kendi etrafında dönerek, estetik figürler eşliğinde evrendeki dönüşü sembolize ediyorlar. Kat kat ağır renkli eteklerin, takkenin, çizmenin, yeleğin özellikle her rengin kozmosa ait ilişkilendirmeleri var. Dansçının eteklerinin bir parçasını bir sihirbaz edasıyla başından çıkarıp döndürmesi müthişti. Her bir hareketin Sufi geleneğiyle bağlantılı hayatın felsefesine dair anlamları var. Bu dans şimdilerde daha çok görsel bir şölene ve eğlenceye dönüşse de Mısır’a yolunuz düşerse bu gösteriyi kaçırmayın derim.

Hurgha’da Marina. Sarı renkli olanlar su taksileri, sizi hızlıca istediğiniz yere götürüyor.
Kum Müzesi

Kızıldeniz’in kıyısında yer alan Mısırın 2. büyük şehri, 36 km’lik sahil şeridi olan Hurgada’ya (Hurghada) yaklaşık yedi saatte varıyoruz. Otobüsle yolculuklarda, bölgenin coğrafyası eşliğinde yol almak, bölgeyi daha yakından tanımak için fırsat oluyor. Mesela bu yolculuğumda Sina dağları bitişine ve Kızıldeniz dağlarının başladığına şahit oluyorum.  Hurgada 1905 yılında kurulmuş. Önce balıkçılar, sonra iş insanları ve halk burayı inşa etmiş. Yerel halk da var. Otelimiz Hurgada’nın Sefaga bölgesinde. Otelimiz neredeyse merkeze iki saatlik uzaklıkta. Özellikle gezilerimizde merkeze yakın otelleri tercih ederiz ve fakat bu gezimizde otelleri tur ayarladığı için merkeze iki saat uzaklıkta bir otelde kalıyoruz. 

Kısa bir kaos yaşadıksa da otelde maalesef tek alternatif olan ulaşımla pazarlık yaparak, Hurgada şehir merkezine gidiyoruz. Mahallelerini, sokaklarını, eski camilerini (El Mina Cami), yeni marinayı, dükkanlarını geziyoruz. Hurgada Balık Marketi’ne bayıldım. Taptaze levrek, orfoz, çeşitli karides türleri, kalamar, mürekkep balığı ve ilk kez gördüğüm deniz canlıları vardı. Arka tarafta uygun fiyata bu balıklardan seçip yiyebileceğiniz yerler var. Ah aklım kaldı bu lezzette. Bir Karadenizli olarak balık vazgeçilmezimdir. Zaman kısıtlılığı ve arkadaşımın balık fobisi nedeniyle bu lezzetli saatleri es geçmek zorunda kalıyorum. Sonrasında çölün üzerinde Safaga’da Afrika ve Ortadoğu’nun tek açık hava müzesi olan Kum Müzesi’ndeyiz. Sandy City Museum, dünyanın farklı yerlerinden sanatçıların emekleriyle ortaya çıkarılmış çok başarılı kırk iki heykel, on yedi rölyeften oluşan bir açık hava müzesi.  Poseidon’dan Zeus’a, Napolyon’dan Sezar’a, en sevilen çizgi film kahramanları, Hollywood’un fantastik karakterleri vb… Çöle de böyle bir kum müzesi yakışır. Otele dönünce de neredeyse kaplıca kadar sıcak olan denizinde rengarenk balıklarla beraber yüzdük. 

Hurgada’dan yola çıkıyor ve 3,5 saatte gizemli Mısır geçmişinin ünlü yapıtlarının bir arada görebileceğimiz Luxor’a varıyoruz.

Luksor-Karnak tapınağının girişi
Karnak Tapınağı kompleksinden,
her tarafı sanat sanat sanat.

Luxor köylerinin toprak altından hâlâ antik objeler çıktığını ve bazılarının buldukları bu objeleri kaçak sattığını, bu yüzden buranın halkının zengin olduğunu anlatıyor rehberimiz. Burası Antik Mısır’ın “yüz kapılı şehri” Thebes’in kalıntıları üzerine kurulmuş. Özünde aynı yer Teb’le. Dünyanın en eski açık hava müzesi. Antik Mısır’da Orta ve Yeni Krallık döneminde başkent Teb. Şehri ve Tanrı Amon inancının merkezi bu bölge. Luxor’un merkezinde bugüne kadar dünyada yapılmış en büyük tapınak olan Karnak Tapınakları da burada.

Krallar Vadisi, Kraliçeler Vadisi ve soylular için yapılmış tapınaklar ve mezarların iç mimarisi, duvarlardaki rengarenk hiyeroglifler ve kozmik sembollü tavan süslemeleri harika. Gece gökyüzü, altın sarısı yıldız motifler ve mavi boya kalıntıları, Antik Mısır’a ait dini sembollerin estetiği belleğime çakıldı. Luxor tamamen doğal taşların ticaretiyle ve tarımla geçiniyor. Burada taş atölyelerindeki taşın işlenişindeki süreci gözlemledik. Taş işçilerinin turistler için hazırladıkları mini gösteri de eğlenceliydi. Aynı yerde farklı taşlardan yapılan özgün tasarımlarla dolu mağazadan da alışveriş yapılabiliyor. 

Karnak Tapınağındaki kutsal göl. Hikayesi çok uzun.

Krallar vadisindeyiz. Standart biletimizle üç mezar ziyaret hakkımızı kullanıyoruz. Shuttle ile Hatshepsut’un anıt mezarına ulaşıyoruz. Tapınak uzaktan bile tek başına tüm görkemiyle beni heyecanlandırıyor. Sfenkslerin arasından yürüyerek, ihtişamlı kayalıkların içine oyularak yapılmış doğanın heykelleri gibi haşmetle bizi selamlıyor. 

Uzun bir yürüyüş yolu ve merdivenlerinden çıkarak tapınağa ulaşmak bile bir seremoni. Üç katlı olarak kademeli bir taraça sistemiyle inşa edilen bu tapınağın girişinde ziyaretçileri Hatşepsut heykelleri karşılıyor. Hatshepsut antik Mısır’da 18. Hanedanlık döneminde yaklaşık 20 yıldan fazla hüküm sürmüş ilk gerçek kadın firavun.

HATSHEPSUT Tapınağı giriş yolu

Takma sakalını kullanarak; savaş yerine ticareti geliştirerek halkına Mısır’ın en zengin dönemlerinden birini yaşatmış. Mezarının içi de dışı kadar muhteşem. Duvarlar ve tavanlarda renkli rölyefler; resimler, hiyeroglif yazılar Kraliçenin doğuşunu, ticari seferleri, tanrılara sunum yapılan kurban törenlerini, Amon-Ra inancını anlatan sahneleri, dev dikilitaşların taşınma anları vb. anlatıyor.

Firavunların da mezar odalarını görmek için yerin altına doğru uzanan, oldukça dik ve dar tünellerden inmek gerekiyor. Antik çağda neredeyse tüm mezarlar açılıp soyulsa da hâlâ görülecek çok şey var. Böylesi mükemmel tapınaklar ve iç mimarilerini de seyredince 4000 yıl öncesine bir yolculuk yapıyorsunuz. İnanılmaz bir hayranlık ruhumu sarıyor.

Karnak tapınağında
Hipostil Tapınağı

Karnak Tapınak kompleksinin içinde yer alan Büyük Hipostil Salonu baş tanrı Amon-Ra (Amon) için yapılmış. 5.000 metrekarelik alanda 134 devasa sütundan oluşan antik mimari harikası. Hipostil mimarlıkta çatısı veya tavanı pek çok sütun ya da direkle taşınan büyük salonlar için kullanılan bir terim. Bu ibadet yeri antik dünyanın en büyük dini yapısı tonlarca ağırlıktaki devasa taş sütunların üzeri Mısır’a dair sembollerle işlenmiş. Her adımda bu komplekste sizi sürpriz bir heykel, dikilitaş, sütun, yapılar karşılıyor. Bu koridorlarda fotoğraf çekmeye doyamadık. Dünyanın en büyük çatlaksız ve damarsız pembe granit/siyenit bloklarının Aswan’dan çıkarıldığı firavunların dikilitaşları ve devasa heykelleri bu taş ocaklarında yontulup Nil Nehri üzerinden Giza Luksor Karnak gibi bölgelere taşınmış. İstanbul’daki dikilitaşlar ve Ayasofya sütunları da buradan getirilmiş. Kumtaşları da Gebel el-Silsila bölgesinden çıkarılmış. 

Rehberimiz 18. hanedanın ihtişamını anlatıyor. Ünlü II Ramses, çocuk firavun Tutankamun, Nefertiti, savaşçı kraliçe Hachepsut, fetihçi Thutmose, kahraman kral Akhenaten 18. hanedandanmış.  Ayrıca Antik Mısır’ı yöneten Ptolemaios Hanedanı’nda resmi olarak yedi Kleopatra varmış. En popüler olanı bildiğimiz meşhur VII. Kleopatra’ymış. Diğerlerinin adı unutulduğu için 7. Kleopatra denmiyormuş. 

Mısırlı rehberimiz Mısır’la ilgili ilginç bilgiler paylaşıyor bizimle. Gerçi bunca geziden sonra bende kalan bir intiba var. Rehberlerden bazıları bazen şehir efsanelerini de gerçekmiş gibi anlatıyorlar. Bu yüzden mantığıma uymayan anlatıları internetten güvendiğim sitelerden doğrularım. 

Luksor’da Nil Nehri üzerinde Muz Adasında bir mola.

Luxor’a yakın geleneksel yelkenli teknelerle (feluka) nehir üzerinden eğlenceli kısa bir yolculukla Muz Adası’na ulaşıyoruz. Yemyeşil muz bahçelerinin içinden yürüyüşle oturduğumuz bahçede ana menü muz olan tabaklarımızdan muzlarımızı yiyoruz. Betonla ayrılmış daire bir bölümün içindeki timsahların yaşamına uygun olmayan ortamı görünce neşem kaçıyor.  Aynı yerde birkaç maymunun zoraki gösterisinden de hoşlanmadım. Turizm adına bu gösteri fakat olmasa daha iyi olur. 

Sekizinci günün sonunda Nil’in sularından süzülüp bu kadim diyara veda ederken; zihnimde Kızıldeniz’in deniz altı resif, mercanların ve canlıların büyülü görsellerini, Antik Mısır’ın mirasını, ölümsüz eserlerini bavuluma yerleştirdim. Firavunlardan çok bu medeniyeti inşa eden işçiler, ustalar, zanaatkarlar, sanatçılardan yana minnetlerimi sunarken ve binlerce yıllık hikâyeyi ruhuma sindirirken gezginliğin hazzıyla baş başa, bu kadim topraklara tekrar gelme dileğimi fısıldıyorum.

.

Fotoğrafların tamamına ulaşmak için TIKLAYINIZ.


.