1 Nisan 2026
ŞEBNEM BALEVİ

Çocukluğum Lüleburgaz’da geçti. Trakya’nın bu küçük şehri, benim için yalnızca büyüdüğüm yer değil; bugün kim olduğumu şekillendiren bir yerdi. Şimdi geriye dönüp baktığımda, küçük bir şehirde büyümüş olmanın hayatıma kattığı sade ama güçlü ayrıcalıkları daha iyi görüyorum.
Lüleburgaz benim için güvenliydi. Sokakları tanıdıktı, yüzler aşinaydı. İnsanların birbirini tanıdığı, çocukların kendi başına yürüyerek okula gidip gelebildiği bir yerdi. Okulum evime yakındı; sabahları telaşsız bir yürüyüşle gider, akşamları yine aynı sakinlikle dönerdim. Büyük şehirlerin karmaşası, kalabalığı, telaşı yoktu hayatımda. Bu sadelik, farkında olmadan içimde bir alan açtı. Belki de o boşluk, kelimelerle dolmayı bekliyordu.
Çocukluğumun en belirgin anısı ise evimizin hemen ilerisindeki koruda yer alan şehir kütüphanesidir. Aramızda sadece bir cadde vardı. O caddeyi geçmek, benim için başka bir dünyaya adım atmak demekti. Kütüphanenin çocuk bölümüne üyeydim ve orası benim gizli sığınağım gibiydi. Ailemden kitap okumaya dair özel bir yönlendirme aldığımı hatırlamıyorum. Ne bir ablam ne de bir ağabeyim vardı. Sanırım bir çocuk olarak, kitapların dünyası, kendiliğinden beni çağırdı.
Kütüphaneye gider, rafların arasında dolaşır, kitapları tek tek inceler, kendi seçimimi yapardım. O seçim özgürlüğü, bugün bile çok kıymetlidir benim için. Kitabı alır, eve döner, çoğu zaman birkaç gün içinde bitirir ve yeniden kütüphaneye koşardım. Bu döngü, farkında olmadan hayatımın en önemli alışkanlıklarından birine dönüştü.
Kütüphanedeki görevlileri hâlâ hatırlıyorum. Bana isimle hitap edişlerini, “Bakalım bu sefer ne okuyacaksın?” diye sormalarını. O küçük ilgi, bir çocuğun dünyasında sandığımızdan çok daha büyük yer kaplıyor. Görüldüğümü, önemsendiğimi hissediyordum. Belki de ilk kez orada, kitaplarla kurduğum bağın başkaları tarafından da fark edildiğini anladım.
Yıllar sonra Roald Dahl’ın Matilda kitabını okuduğumda içimde tuhaf bir yakınlık duygusu oluşmuştu. Elbette benim sihirli güçlerim yoktu ama Matilda’nın kitaplara sığınışı, yalnızlığını kitaplarla dönüştürmesi bana çok tanıdık gelmişti. Çünkü ben de yalnız bir çocuktum. Ailemin tek çocuğu olarak büyüdüm ve kitaplar benim için sadece bir uğraş değil, bir arkadaş oldu. Sessiz ama güçlü bir arkadaş.
Bugün yazıyor olmamın, kelimelerle bu kadar iç içe yaşamamın köklerini aradığımda, zihnim beni hep o kütüphaneye götürüyor. Rafların arasında dolaşan küçük kız çocuğuna. Kendi kendine kitap seçen, hayaller kuran o çocuğa. Yazma isteği, belki de tam olarak orada, o rafların arasında doğdu.
“Coğrafya kaderdir” derler. Benim için bu söz, ağır bir yazgıyı değil, onurlu bir başlangıcı ifade ediyor. Trakya’da, Lüleburgaz’da büyümek; küçük bir şehirde, büyük hayaller kurabilmek, hayatımın en değerli armağanlarından biri oldu.
Bugün hâlâ içimde o çocukla birlikte yaşıyorum. Kütüphaneye yürüyerek giden, kitapları heyecanla seçen, sayfaların arasında kaybolan o çocuk şimdi kendine kitaplardan ve kelimelerden bir dünya kurdu ve en çok orada mutlu.
.
