Zile’de Çocuk Olmak

15 Mart 2026
GÜLÜMSER ÖĞÜTÇÜ EGÜZ

“En mutlu  insanlar kim?” diye sorsalar cevabım çocuklar olur. Onlar  günü gününe yaşayan, oyuncaklarından ayrılmak istemeyen, annelerinin yaptığı tatlı çörekleri zevkle yutan, oyundan büyük zevk alan, oyunlarını bırakmak istemeyen renkli tomurcuklar…

Yaşamımda en mutlu olduğum dönem, Malatya’da ve Tokat’ın kazası Zile’de geçen çocukluğumdu. Zile, anne ve babamın memleketiydi. Oraya sık sık giderdik. Çocukluk anılarım arasında yaz tatillerinde gittiğimiz Zile ayrıcalıklı bir yer tutar.

Zile dört bin yıllık antik Roma kalesinin eteğinde kurulmuş. Sezar’ın ‘’Geldim, gördüm, yendim’’ (Veni , vidi, vici’) dediği tarihi zengin bir kasaba. Kalede tapınak kalıntıları ve bu yazıt mevcut. Babamla kaleyi gezerken çok heyecanlanmış, onu soru yağmuruna  tutmuştum.

Evler o zamanlar ahşap ve iki katlıydı. Sokak arasındaydı evlerimiz. Komşu evlerdeki arkadaşlarımızla birbirimize bezden yapılmış bebeklerimizi gösterir, el hareketleri ile selamlaşırdık. Şimdilerde bu evler restore ediliyor.

Zile; bağlık bahçelik, toprağı verimli bir ilçe. Genelde her ailenin bağı vardı, bağlar kazanın uzağında olduğundan bağlara eşek arabaları ile ulaşılırdı. Bağ sefası kiraz zamanı ile başlardı. Bizler arabaya kurulur, tıngır mıngır giderdik bağ yolunda. Bağda yapılacak yemek malzemelerini, oturulacak kilimleri, özellikle Zile’ye has semaveri de yanımıza alırdık. Kiraz ağaçları kırmızı kırmızı öyle güzel görünür ki.. Onları toplar,  yer, kulaklarımıza küpe yapar, eğlenirdik. Mevsim sonuna doğru en iyi kiraz ve kiraz güzeli seçilir, kazananlara ufak ödüller verilirdi.

Daha sonra gezir seyri olur, bu defa sebzelerin ekildiği özellikle karpuz, kavun tarlalarına gidilirdi. Kurutulacak biberler, fasulyeler, patlıcanlar toplanır, yerinde yemek olarak pişirilir, semaverde çay demlenirdi.  Biz çocuklar oyuna doyardık: istop, ip atlama, saklambaç, körebe, beştaş, yedi taş, çizgi, ebelemece… 

Ramazanlarda Zile’nin meşhur Ulu Camisinin ışıkları yanardı. Babam teravi namazı için her akşam camiye giderdi.  Annem beni Kuran öğrenmem için hocaya gönderirdi.

Bağ bozumu zamanı  başka güzeldi. Zile kadınları, salçalarını kendileri yaparlardı. Her evin yapılan kışlık yiyeceklerin saklandığı kilerleri vardı. Emem’le (Babamın kardeşine enem derdik.) kilerden köme (cevizli sucuk) almaya kilere girdiğimizde duyduğum kokudan çok hoşlanırdım. Böyle salça kaynatıldığı, pekmez köme yapıldığı günler saç kurulur, peynirli, patatesli, kıymalı gözlemeler yapılır, biz çocuklar onları zevkle kapışa kapışa yerdik.

Bayram günleri bambaşka bir heyecan içinde geçerdi. Annem bayram için mevsimine göre basma veya pazen kumaş alırdı. Terzisi Lütfiye Hanım’a giderdik. O ölçümü alır, bana yepyeni bir elbise dikerdi. Ayakkabımız da yenilenirdi. Bayram sabahı el öper, bayram harçlığımızı alırdık. öğretmenimize gider, elini öperdik, o bize mendil hediye ederdi.

Dayımın evi  Alacamecit Mahallesi’ndeydi. Oraya giderken caddenin sağ tarafında dükkanlar vardı. Bu dükkanlar bana ilginç gelirdi. Yorgan sırıyan yorgancı, nalbant, semerci, kalaycı gibi  zanaat sahibi insanlar dükkanlarında sabahtan geç vakte kadar uğraşırlardı. Dayım leblebi dükkanı sahibiydi. Her gittiğimde bana küçük külah içinde leblebi verir ya da cebime kırık leblebi koyardı. Onları zevkle yerdim.

O zamanlar bakır kaplar kullanılırdı. Kalaycılar geçerdi sokak aralarından. Annem ara ara kalaycıyı çağırır, bahçede kapları kalaylatırdı.

Çocukluk anılarım arasında yazmadan geçemeyeceğim bir de inekler var. Halam inek beslerdi, iki ineği vardı. Çoban onları sabahları alır, akşamları sokak başında bırakırdı. İneklerin evin altındaki ahıra kendiliğinden girmelerine şaşırıdım. Hep düşünürdüm, bu inekler evlerini nasıl biliyor diye.

Zile’de düğünler uzun sürerdi, yöresel giysi olarak bindallı giyilir, geline çok altın takılırdı.

Zile’nin eskiden kalma meşhur o kadar çok hamam vardı ki: Sabah Hamamı, Yeni Hamam, Küçük Hamam, Tekke Hamamı… Kayınvalideler oğullarına kız beğenirlerdi hamamlarda. Alınacak gelinin eli ayağı ufak olacak denirdi. Hamamlara ananevi yemek bat götürülür, göbek taşında yenirdi.

Çocukluğum güzeldi, iyi ki diyorum o devirlerde yaşadım. Sevginin, dostluğun, komşuluğun, saygının olduğu, doğanın güzellikleri içinde geçirdiğim  mutlu günlerdi.

.