Tarsus’ta Çocuk Olmak

10 Mart 2026
NEOLACAM ÖZER BÜYÜKAKILLI

Tarsus; doğduğum, yasadığım, okuduğum şehir… Anılarla yüklü geçmisimiz…

Tarsus’un tarihi evlerinin birinde doğup bahçe içinde tek ya da iki katlı evlerde büyüdüm. Hikmet Hanım teyzenin konağını saymazsak… Onun mütevaziliği kimsede görülmemiştir. Hale’yle Jale’nin anneleri… Biz çocuklar elmalı şekeri “hani kaktüs üzerine sıralanmış yanağı kırmızı” elmalı şekeri, ilk olarak onun elinden tatmıştık. Kendi elleri ile yapar, hazırlar, biz çocuklara dağıtırdı.

Mahalle kültürüyle büyüdüm ben. Evimiz, cadde üzerinde olsa da arka sokağımızla bağımızı güçlendiren bir kapımız vardı. Komşuluk ilişkileri çok iyiydi. Çocuklar arasında kavgalar olsa da sağduyu hakimdi. Sokak, çocukların cıvıltısıyla şenlenirdi. Çelik çomak, seksek, kale yikmaca, yakan top oynardık. Çamurdan arabalar, hayvanlar, bezden bebekler yapardık. Arkadaşımız tellerden Karagöz ve Hacivat  yapar, kartonun içine bir mum yakar,  üzerine örtü atar ve gölgelere hayat verirdi. Muhteşem bir şeydi. Onu çok takdir ederdik. 

Henüz televizyon yoktu. Radyo dinliyorduk heyecanla. Arkası yarınlar, mikrofonda tiyatrolar…  Ve ajans saatinde çıt çıkmazdı.

Portakal bahçeleri, limon ağaçları, ayva, nar.. hepsi dün gibi aklımda. Evimiz komşularımız… Narenciye bahçelerinin mis kokularıyla büyüdük. Yesil yaprakların arasında turuncu, sarı toplar bir görsel şölendir benim için. Ekili alanlar, yaş sebze ve meyve bahçeleriyle bereketli topraklar… Çırçır, dokuma, yağ, çimento fabrikaları… Adana ve Mersin illeri arasında, birçok uygarlığın gelip geçtiği, her uygarlığın ayrı ayrı izlerini taşıdığı kadim bir ilçede doğmanın getirdiği şanslı çocukluk çağım… Kleopatra kapısı, Donuk Taş, Ashab-ı Kefh mağarası, San Paulo kuyusu, Gözlü Kule höyüğü gibi tarihi ve kültürel zenginliğin içinde yaşamak, hem tarihe merakımı hem de gezip görme isteğimi körükledi. Öğretmenlerimiz de yaşadığımız şehri bize her fırsatta tanıttılar. Şehrimize yabancı kalmadık. Bu alışkanlığım hâlâ devam ediyor.  Gittiğim şehri keşfetmek, en büyük zevklerimdendir.

Tarsus’un güneşi yakıcıdır. Yazın kavurucu sıcağından ya denizin sularına ya da yaylanın serinliğine kaçardık. Pikniklere, denize birlikte gidilirdi. Paylaşımın, yardımlaşmanın önemini o zamanlar kavradık. Yazlık, kışlık sinemalarında seyrettiğimiz  unutulmaz filmler… Sanat hayatın ta kendisiydi. Yaşadığımız anları, duygularımızı ve düşüncelerimizi renklendirir, yaşamımıza anlam katardı.

Tarihi dokusuyla, sanayisiyle, kültürel kazanımlarıyla bana bu şehir, çok geniş olanaklar sundu. Onlardan faydalandım. Bu değerler benim kişisel gelişmemi, dünyaya bakışımı ve tarihi toplumsal değerlerimize sahip çıkma anlayışımı geliştirdi.

.