Her Yerinden Müze Fışkıran Şehir: AMSTERDAM

14 Ocak 2026
ŞÜKRAN ŞAHİN

Amsterdam ve çevre köylerine ilk kez 2000 yılında gitmiştim. Beş senedir her sene iki kez en az on beş gün kalmak üzere gidiyorum torun aşkına. Küçük bir şehir ve ulaşımı çok kolay olduğundan şehrin altını üstüne getirmişliğim var. Şehre çok yakın sokakları olmayan ulaşımın kanallardan sandallarla sağlanan, küçük bir müzesi de olan masalsı, otantik bir köy Giethoornu görmeden olmaz.

Bence açık hava müzesi olan, hâlâ çalışan boya bile üreten endüstriyel yel değirmenlerini canlı canlı seyrettiren, tahta takunyaların, peynirlerin nasıl yapıldığına tanıklık ettiren, ilk marketin müzesiyle bir alkışı hak eden Zaanse Schans. Gezmeyi görmeyi hak ediyor. 

Amsterdam doğanın zor şartlarını çok başarılı yaşama alanlarına çevirmiş bir ülke. Dileğim Hollanda’dan ilham alarak cennet ülkemizin betona evrilmesinin durdurulması.

Üstte Zaans Museum shop.
Alt solda Albert Heijn Müzesi
Alt sağda Zaanse Schans Açık Hava Müzesi.

Amsterdam’ın doğayla şehrin uyumu, mimarisi, yaşantısı, ekonomisi, hayat şartları, eğitimi vd. uzun bir gezi yazısını hak ediyor. Bu yazımda yüze yakın müzesi olan bu şehrin gidebildiğim ve beğendiğim müzeleri anlatacağım. 

Van Gogh Müzesi

Bu müze birçok müzeyi barındıran Museumplein bölgesinde ve burası her yerden kolayca ulaşılabilen bir bölge. Zaten Amsterdam’da ulaşım çok kolay. Sadece bu meydanın ambiyansını koklamak için müzelere girmeden önce buraya birkaç saatinizi ayırın derim.

Müze Binası ve Müzede Mağaza
Müze Mağazasından Seçki
Müze Eğitimi

Her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan Vincent Van Gogh Müzesi, sanat tarihinin en özel duraklarından biri. Yalnız bir sergi alanı değil, bir ressamın tutkulu ruhuna açılan bir pencere. İçeri adım attığınız anda sizi karşılayan eserlerden, ressamın yalnızlığını, coşkusunu, kafa karışıklığını, acılarını hikayesini hissediyorsunuz.  Kırk yılı aşkın süredir görsel sanatlar eğitimcisi olarak müzedeki her şey, her imge, eser, obje bana tanıdık geliyor. Ailemden biri gibi olmuş Van Gogh. Bunda Hollanda’nın sanatçısına sahip çıkarak imajinasyon, reklamasyon gibi üst düzeyde tanıtımlarının da rolü var. 

Müze, sadece ressamın 200’den fazla resmi ve yüzlerce çizimini değil, aynı zamanda mektuplarını ve kişisel eşyalarını da sergileyerek sanatçının dünyasını daha yakından tanıma fırsatı sunuyor.

Her yıl ortalama iki milyondan fazla ziyaretçi ağırlayan müzenin zemin katında yer alan “Face to Face” bölümü, sanatçının oto portrelerini ve kişisel yönlerini ön plana çıkarıyor. Üst katlarda Van Gogh’un sanatsal gelişimi; dönemin diğer ressamlarıyla etkileşimi ve kullandığı teknikler üzerinden ziyaretçiye sunuluyor. İkinci katta Van Gogh’un kardeşi Theo ile bağının ve dönemin sanat dünyasıyla kurduğu ilişkilerin izlerini görmek mümkün. En üst kat dönemsel sergilere ayrılmış. Farklı sanatçılarla, Japon baskı koleksiyonuyla Van Gogh arasındaki etkileşimleri yansıtan özel bir alan sunuyor. 

Van Gogh Otoportrelerinden
Van Gogh’un “Patates Yiyenler” Tablosuna Saygı Duruşu

Müzede yer alan eserler arasında Van Gogh’un sanat dünyasında simgeleşmiş birçok tablosunu görmek mümkün. “Ayçiçekleri” ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği eserlerin başında geliyor; ressam için sarı renk mutluluğun yansımasıydı. Onlarca farklı sarı tonları kullanmış bu tabloda. Çiçek deyince Hollanda aklıma geliyor. Her yer çiçek. Hollandalılar, evlerinde hep taze çiçek bulunduruyorlar. Sokaklarda insanların bisikletlerinde ve ellerinde hediye aldıkları buketlenmiş çiçeklere rastlıyorsunuz. Ayçiçeklerinin onlar için ayrı bir anlamı var. Hollanda edebiyatında ayçiçeği bağlılık ve sadakatin simgesiymiş. “Yatak Odası” tablosu sanatçının kişisel yaşamına dair ipuçları verirken “Badem Çiçekleri” tablosu ise ferahlatıcı şiirsel görselliğiyle öne çıkıyor. Eserleri, sanatçının ruh hallerini ve dönemlerini yansıtarak adeta yaşam öyküsünü anlatıyor.

Müzede interaktif deneyimler de yaşıyorsunuz. Ben de deneyimledim, çok keyifliydi. Ayrıca dokunmatik ekranlar ve multimedya rehberler aracılığıyla Van Gogh’un kullandığı teknikleri öğrenebilir, hatta renk paletinin nasıl dönüştüğünü adım adım keşfedebilirsiniz. 

Ressamın yeğeni sanatçının koleksiyonun dağılmasını önlemek için çok uğraşmış. Aile, eserleri satmaktansa herkesin yararlanabileceği bir sergileme olanağı yaratmak istemiş. Ailesi ve Hollanda hükûmeti yetkililerinden oluşan bir kurul liderliğinde Vincent Van Gogh Vakfı kurulmuş ve bu eşsiz müze ortaya çıkmış. 

Gogh, trajik biçimde ressam hayatını kaybedince Paris’te yaşayan sanat simsarı kardeşi Theo da kısa bir süre sonra hayata gözlerini kapıyor. Kardeşi Theo’nun eşi olan Johanna Van Gogh-Bonger, sonrasında Van Gogh’un resimlerini, sanat camiasına tanıtıyor ve Van Gogh’un eserleri, sanat tarihine damga vuruyor. Zaten kardeşi Theo’nun da hayattayken Van Gogh’a desteği tamdı. Theo Paris’e yerleşince aralarındaki mektuplaşmadan dokuz yüz adet mektup ortaya çıkmış ve bu mektuplar sanat tarihine damgasını vurmuş. Düşünüyorum da Theo ve özellikle eşi Joanna olmasaydı belki de Van Gogh’u tanımıyor olacaktık.

Klimt Otoportresi
Klimt’ten Seçki

Ek binada Van Gogh’un ve başka sanatçıların eserlerinden oluşan geçici sergiler yer alıyor. Ben gittiğimde şanslıydım. Bu salonda Avusturyalı ressam Gustav Klimt’in en sevdiğim eserleriyle buluştum. Ressamın 2025’te “Elisabeth Lederer’nin Portresi” adlı eseri, New York’ta düzenlenen açık artırmada 236,4 milyon dolara satılarak modern sanat tarihinde açık artırmada satılan en pahalı eser unvanını elde etti.

Müzedeki her katta olan mağazalarda yok yok. Yüzlerce estetik, kışkırtıcı objeler alıcılarını bekliyor. Bizim para birimimizle euroyu karşılaştırırsanız bizler için pahalı! Müze etrafındaki ve bolca olan bit pazarlarından da bu objeler gibi hediyelik eşyaları daha uyguna bulabiliyorsunuz. Van Gogh, Hollanda için hatırı sayılır bir gelir kapısı olmuş. 

Hollanda Ulusal Müzesi (Rijksmuseum)

Rijks Müzesi Bahçesi
Rijks Müze Mağazasından Seçki

Amsterdam Museumplein’de yer alan Hollanda’nın en büyük ve en çok ziyaretçi alan müzesi. Tek müze gezecekseniz Rijksmuseum derim. 1800’de kapılarını sanat galerisi olarak açmış. Hollanda Altın Çağı’na ait geniş bir tablo ve Asya Sanatı koleksiyonuna sahip. Ayrıca Hollanda’nın en büyük  sanat tarihi kütüphanesini de barındırıyor. Bu müzeye tam gün ayırmalısınız. Müzenin her bölümü, eklenen yapıları hepsi ünlü mimar ve tasarımcılara ait. Bahçesi, bahçedeki heykelleri, bahçedeki etkinlikler cezbedici. Hatta bir seferinde bahçedeki resim yapma etkinliğine katıldım. Müzede Frans Hals, J. Vermeer,  J. Van Ruysdael, J. Steen ile Rembrandt’a ve atölyesinde çalışan öğrencilerine ait tablolar var. 

Rijks Müzesinden Seçki
Rijks Müzesi
Rijks Müzesi

Rembrandt’ın en bilinen eseri olan, hikayesi de eser kadar meşhur “Gece Devriyesi” eserinin önünde epeyce vakit geçirdim. Restorasyon çalışması olduğundan 3,4 metre uzaktan inceleyebildim. Restorasyonu da çok önemli. Yapay zekadan da yararlanılarak titiz bir çalışma sonucu yapıldı. Rembrandt’ın ünlü eseri 1642 yılında Amsterdam Valisi Cocq tarafından sipariş edilmiş.

Rijks’te Müze Eğitimi
Rembrandt’tan Gece Devriyesi

O dönemdeki yetkililer ve ordu mensuplarını resmeden eser 73 yıl boyunca belediye binasındaki bekçiler kulübünde sergilendikten sonra yeni bir eve gönderilmiş. Ancak dev resim evin duvarlarına sığmayınca dört tarafından makasla kesilerek küçültülmüş. Kesilen parçalar bir daha bulunamamış. Ünlü eser ayrıca 1911’de bıçaklanmış, Hollanda’nın Naziler tarafından işgali sırasında bir sığınakta saklanmış, 1975’te yeniden bıçakla yırtılmış ve 1990’da da üzerine asit püskürtülmüş. Şimdilik müzenin en nadide eseri olarak ışıldıyor.

Müzede türünün en eskisi ve en büyüğü ve estetik açıdan hayranlıkla incelediğim Cuypers Kütüphanesini görmeden ve kitapları karıştırmadan ayrılmayın derim. 

MİCROPİA (Mikrop) Müzesi

Torunumla ziyaret ettiğim ve keyifle gezdiğim bu müze dünyada tekmiş. Tek hücrelilerin dünyası bildiğimiz her şeyden çok farklı, ilginç. Milyonlarca türü olan mikropların yapıları, rutinleri ve görünümleri yeni bir bakış açısı kazandırıyor insana.  Söylediklerine göre; sağlık, bilim, gıda ve geri dönüşüm konusunda bildiğimiz birçok şey; gelecekte mikroplar sayesinde değişecek gibi görünüyor! Fen bilimlerine meraklılar bu müzeyi mutlaka görmeli. Biraz daha dersime çalışıp yeniden bu müzeye gitmek isterim. Üstelik çocuklar gençler ve yetişkinler için interaktif müze deneyimi sunuyor.  

Hollanda Corpus Müzesi

Corpus (İnsan) Müzesi Binası
Corpus Müzesi

Eski Hollanda Kraliçesi Beatrix’in 2008 yılında yaptırdığı Corpus Müzesi, misafirlerini insan vücudunun içinde (sesler, animasyonlar, beş boyutlu efektlerle) büyüleyici bir seyahate çıkarıyor. Otuz beş metre yüksekliğindeki dev bir insan figürünün oturur pozisyonda tasarlandığı bu bina girişte sizi bir çarpıyor, gözlerinizi binadan alamıyorsunuz. İçeri girince kalp, bağırsak, ağız, diz, ayak, beyin gibi organlarımızın adeta içindeyiz hissi veriyor.  Çocuklar ve gençler için harika bir müze. Ayrıca bu ilginç ve eğitici müze sağlıklı yaşamanın ipuçlarını da veriyor. Kaçırmayın derim.

NEMO Bilim Müzesi

Nemo Bilim Müzesi Binası

Sahil kenarında yer alan ülkenin en büyük bilim merkezi. Deneyler, atölye çalışmaları, etkileşimli sergileriyle beş katlı devasa yeşil bir gemi şeklinde olan bu ikonik binayı İtalyan mimar Renzo Piano tasarlamış. Sanki dev bir yeşil gemi limana yanaşmış gibi duruyor. Sanırım ülkenin denizcilik tarihi ve keşif ruhuna bir gönderme de var.  Çocukların, gençlerin meraklarını ve yaratıcılıklarını uyandırmak için tasarlanmış canlı bir ortamda elektrik, mekanik ve uzay gibi konularla etkileşimler deneyimlemeleri müthiş.

İnteraktif Deneyim
Yediden yetmişe herkes keyif alabilir.

Artzuıd Heykel Bianeli

Kaldığım mahallede iki senede bir tekrarlanan ve sergilenen heykellerin sürekli bu mahallede kalmasıyla da “Artzuıd Heykel Bianeli” bir açık hava heykel müzesi oluşmuş. Her gittiğimde hangi heykeller eklenmiş diye dolaşır keşfederim. 

Artzuıd Heykel Bianeli iki senede bir tekrarlanan ve sergilenen heykellerin sürekli bu mahallede kalmasıyla bir açık hava heykel müzesi oluşmuş.

Amsterdam müzeleri çok, yemyeşil, parkları suları ağaçları kuşları ve yağmuru bol bir kent. Sakin, huzurlu. Ulaşımı kolay. Bisikletlileri, gökyüzünde uçakları… Spor salonları… Eğitim seviyesi yüksek ve ücretsiz tertemiz bir şehir. Darısı başımıza!
.