Romeo ve Juliet Üzerine

23 Ocak 2024
AYSU SOLMAZ

Avrupa’da Orta Çağ’ın  bilime, felsefeye ve sanata verdiği  zararları temizlemenin yollarından biri de Rönesans (yeniden doğuş) olur. İnsanı, hümanizmayı esas alan bu dönemde Cervantes, Shakespeare gibi edebiyatçılar, Leonardo Da Vinci, Montaigne gibi bilim adamları ve düşünürler ortaya çıkar, Avrupa’nın yükselişinin temellerini atarlar. Sanatın ve sanatçıların soluk aldığı bu dönemde tiyatro da din tekelinden kurtularak önceki döneme kıyasla daha özgürleşir.

Özdemir Nutku, kitaba* yazdığı önsözde Romeo ve Julietin tipik bir Rönesans oyunu olduğunu belirtir.

İngiliz Edebiyatı’nın klasikleri arasında yer alan Romeo ve Juliet, William Shakespeare’in en çok bilinen oyunlarından biridir. Oyunun yazılış tarihi belli değildir. Oyundaki bir konuşmaya dayanarak oyunun 1591’de yazıldığını öne sürenler vardır. Söz konusu konuşmada Dadı, 1. perdenin 3. sahnesinde “O büyük depremden on bir yıl geçti.” der. 6 Nisan 1580 tarihinde Londra’da büyük bir deprem olmuştur. Diğer yandan Shakespeare akademisyenleri, oyunun yazarın “lirik dönem” diye adlandırılan 1595 yılında yazılmış olduğu düşüncesini savunurlar. Oyunun ilk kez 1594 yılında sahnelendiği göz önüne alınırsa  yazılış tarihi olarak 1590’lı yılların ilk yarısı demek doğru olacaktır. 

Yapıtın ilk baskısı 1597’de yapılır. Shakespeare akademisyenleri tarafından eksik olduğu ileri sürülen bu baskıdan sonra 1599’da yapılan baskının bugün bildiğimiz Romeo ve Juliet olduğu kabul edilir. 

Shakespeare’in yaşadığı dönemde kadınların sahneye çıkmasına izin verilmediği için kadın rolleri genç erkekler tarafından oynanırdı. 1660’lara gelindiğinde İngiltere’de yasalar değişti, kadınların sahneye çıkma yasağı ortadan kalktı. Juliet rolüyle sahneye çıkan ik sanatçı 1662’de Mary Saunderson oldu.  

Romeo ve Juliet, Shakespeare’in ilk tragedyalarından biridir.  En çok sevilen ve sahnelenen oyunlarından biri de olsa ilkler arasında yer aldığı için eleştirmenler tarafından öbür oyunları kadar güçlü görülmemiştir. Dili aşırı süslü diye nitelendirilse, diyaloglarının yer yer yapmacıklaştığına dikkat çekilse de oyunun o günden bugüne sayısızca sahnelenmekle kalmayıp  defalarca operaya, baleye ve sinemaya da uyarlanması, birçok sanatçı için esin kaynağı olması oyunun başarısını kanıtlamıştır. Bu başarının altında kuşkusuz aşk ve nefret duygularını dile getirişindeki yetkinlik yatmaktadır. 

Shakespeare, bu romantik tragedyasında dünya edebiyatının klasik konularından birini ele alır: Birbirine düşman iki ailenin gençleri arasındaki aşk. 

Oyunun hikâyesi, Romalı Şair Ovid’in M.S. 8. yüzyılda tamamladığı Dönüşümleradlı yapıtına dayanmaktadır. Ovid, konu aldığı mitolojik öyküde Babil’in Semiramis kentinde yaşayan, birbirine kan davası nedeniyle düşman iki ailenin çocukları Pyramus ve Thisbe’nin tutkulu aşklarını dile getirir. Gençler, aileleri arasındaki düşmanlık nedeniyle umutsuzluğa kapılınca kaçmaya karar verirler. Buluşma yerine gelen Pyramus, bir yanlış anlama sonucu Thisbe’nin bir aslan tarafından öldürüldüğünü sanınca kılıcıyla canına kıyar. Ardından Thisbe de aynı kılıçla hayatına son verir. Onların acısı tanrıları bile üzüntüye boğar. Düşman iki aileyi ise barıştırır.

Benzer bir konu, 1476 yılında M. Salernitano tarafından (İtalya) Sienna’da yazılan Mariotto ve Gianozza adlı kısa hikayede ele alınır. 

Lugi da Porto, bu İtalyan kısa hikayesini Giulietta ve Romeo adı altında 1524 yılında hikaye formatında yeniden yazar, 1531 yılında Venedik’te yayımlar. 

M. Bandello 1554 yılında Giuletta ve Romeo’nun kendi versiyonunu yayımlar.

İngiliz şair Arthur Brooke, bu öyküyü dizelere döküp 1562’de Romeus ve Juliet’in Trajik Öyküsü adıyla yayımlatır.

Arthur Brooke’un çevirisi, 1590’lı yıllarda Shakespeare’in kaleminde son halini alır.

Montagueler ve Capuletler iki düşman ailedir. Bu iki ailenin adı, Dante’nin İlahi Komedya (İlk yayımlanma tarihi 1472) adlı yapıtında da geçmektedir.

Montaguelerin oğlu Romeo, Rosaline’ye aşıktır ve aşk acısı çekmektedir. Arkadaşlarının ısrarıyla düşmanları Capuletlerin evindeki maskeli baloya katılır. Orada Capuletlerin kızı Juliet’le karşılaşır. Juliet, (oyunda belirtildiği üzere) “14. yaş gününe iki hafta kalan” bir genç kızdır. Romeo, onu görünce Rosaline’yi unutur. İki genç birbirlerini göz kamaştıran birer ışık olarak niteler, görür görmez birbirlerine aşık olur ve aileleri arasındaki düşmanlığı öğrendikten sonra da aşklarından vazgeçmezler. Tanışmalarının üzerinden geçen 24 saat içinde de evlenirler, aşkları uğruna onları ölüme sürükleyecek bir mücadeleye atılırlar.  Kendilerine gerçeklikten uzak masalsı bir dünya yaratırlar. Aşklarının imkansızlığının farkındadırlar. Yenilgiye mahkum olduklarını hissederler. Bu nedenlerle de aşklarını yüceltirler.

Romeo ve Juliet evrenselliğini/güncelliğini koruyor mu?
Nefret tohumlarının atıldığı bir zeminde acıdan başka ne yeşerebilir? Düşmanlığın yarattığı yıkım ölümden başka ne getirebilir? Savaşlar, düşmanlıklar, kan davaları… ortadan kalktı mı? Dolayısıyla Romeo ve Juliet’in hikayesi evrenselliğini/güncelliğini korumaktadır/koruyacaktır. Okurunu/izleyicisini etkilemeyi sürdürecektir.

—————
Kaynaklar:
William Shakespeare, Romeo ve Juliet, Remzi Kitabevi, 8. Basım, Ocak 2002, İstanbul.

Sibel Yıldırım Özer, William Shakespeare’in Tragedyası Romeo ve Juliet’ten Yola Çıkarak: Mutlu Aşk Yoktur, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sahne Sanatları Anabilim Dalı, Tiyatro Sanat Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Mayıs 2008.

Banu Çakmak, Nefret ve Düşmanlık Ekseninde Bir Aşk Öyküsü: Romeo ve Juliet (Göstergebilimsel Bir Yaklaşım)  İstanbul Üniversitesi Dilbilim Dergisi, Yıl: 2010, Sayı: 23, s. 123-138.

Doğukan Ejder, Shakespearein İlham Kaybı Romeo ve Julietin Gerçek Yüzü, 07. 08. 2020
https://mozartcultures.com/shakespearenin-ilham-kaybi-romeo-ve-julietin-gercek-yuzu/ (Yararlanma Tarihi: 15 Ocak 2024)