Raymond Carver’le Yaşamak ve Yazmak 

16 Aralık 2023
DERYA SİNAN

Amerikan edebiyatının en önemli yazarları arasında sayılan Raymond Carver’ın denemeleri, Yazmak Üzerine adıyla Ayça Sabuncuoğlu’nun çevirisiyle  Can Yayınları tarafından okurla buluşturuldu. Kitapta “Beş Deneme ve Bir Tefekkür”, “Vesileler”, “Sunuşlar”,  “Kitap Eleştirileri” başlıkları altında toplanan otuz iki deneme yer alıyor.

Bu yazıda, kitapta yer alan denemelerin ardında Raymond Carver’in yaşamının ve yazarlığının izleri sürülerek Carver’i Carver yapan kişiler, koşullar, çabalar değerlendirilecek; yazmak üzerine düşüncelerine yer verilecektir. 

Babamın Hayatı
Bir insanın ailesi ve çocukluğu, onu tanımanın anahtarlarını içinde barındırır. Bu yönüyle babasının hayatı, Raymond Carver’in hayatının önemli bir parçasıdır.

Columbia nehri kıyısında küçük bir kasaba… 1938 yılı. Bıçkıhanede çalışan Clevie Raymond Carver’in  bir oğlu dünyaya gelir. Oğluna  sonuna babasıyla aynı adı taşıyan çocuklar için kullanılan “Junior”ı ekleyerek kendi adını verir.  O; elma toplayan, inşaat ameleliği yapan, bıçkıhanede çalışan, para kazansa da onu elinde tutamayan, içkiyle başı dertte olan, evlendikten sonra da kadınlarla arkadaşlık etmeyi sürdüren bir babadır. Hastalandığında yaşadığı karavanda oğlu ve karısı tarafından iyi bakılsa da iyileşemez. Fiziksel hastalığına sinir krizleri de eklenir. İşten uzak kaldığı altı yılın sonunda her şeyiyle birlikte kendisine saygısını da yitirir. Ardından yeniden bir bıçkıhanede çalışma şansı yakalar. Öldüğünde oğlu çok uzaklarda, kendi ailesini (Evlidir ve bir çocuğu vardır.) geçindirme derdindedir; ona veda etme fırsatı bile olmaz. 

 Raymond Carver, babasına yazar olmak istediğini söylediğinde onun önerisi “Bildiğin şeyler hakkında yaz.” (s. 21) olur.

Ateşler
Bir yazarın hayatı ve yazdıkları üzerinde kimlerin etkileri vardır?

Carver; en büyük etkinin, doğrudan ve dolaylı olarak iki çocuğu olduğunu dile getirir. “Ben yirmi yaşına basmadan doğdular ve aynı çatı altında barınmamızın başından sonuna kadar -topu topu on dokuz yıl- hayatımın herhangi bir alanı olmadı ki ağır ve çoğunlukla zararlı etkileri ulaşmasın.” (s. 37) Hayatı, hayran olduğu yazarların hayatından çok farklıdır. Yazarların cumartesilerini çamaşırhanede geçirmeyen, her an çocuklarının ihtiyaçları ve kaprislerine maruz kalmayan insanlar olduklarını düşündüğünde önünde pek ışık göremez. “Yıllarca karımla ben, sıkı çalışırsak ve doğru şeyleri yapmaya uğraşırsak doğru şeylerin olacağı inancına bağlı kalmıştık. (…) Sıkı çalışma, hedefler, iyi niyetler, sadakat; bunların erdemler olduğuna ve günün birinde ödüllendirileceğine inanıyorduk. Vakit bulduğumuzda hayal kuruyorduk.” (s.39) Ancak sıkı çalışmanın ve hayal kurmanın yeterli olmadığını anlarlar. “Çocuklar sürücü koltuğuna geçmişti. (…) Dizginler ve kırbaç onların elindeydi.” (s. 40) Bu çocuklarla hayatının koşulları (Ivır zıvır bir sürü işte çalıştığı yıllardır.) öykü ve şiirlerden şaşmamasını gerektirir. Kısa şeylerin başına oturup onları çabucak yazıp bitirecektir. İş ve aileden sonra kendisine ayırabileceği bir iki saat onun için cennetin ta kendisidir. Bu gelişigüzel yazma yöntemi yirmi yıl sürer. O koşullar, yazdıklarının alacağı biçimi bütünüyle etkilemiştir. 

Hayatına etkisi olan diğer kişiler John Gardner ve Gordon Lish’dir.

John Gardner: Öğretmen Olarak Yazar
Carver, 20 yaşındadır ve yazar olma yolunda ilerleyebilmesi için eğitim alması gerektiğini düşünür. “Hiçbir şey bilmiyordum ama hiçbir şey bilmediğimi biliyordum.” (s. 49)

“Kendimi bildim bileli, yeniyetmeliğimden beri sandalyenin altımdan alınması ihtimali sürekli bir endişe kaynağıydı. Yıllar yılı karımla ben başımızı sokacak bir çatı bulmaya ve sofraya ekmekle süt koymaya çalışarak didinip durduk. Paramız yoktu; gözle görülür, başka bir deyişle, pazarlanabilir becerilerimiz yoktu -kıt kanaat yaşamaktan daha iyisini elde etmek doğrultusunda  yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu. Ve ikimizin de çok istemesine rağmen eğitimimiz yoktu. Eğitimin bize kapılar açacağına, kendimize ve çocuklarımıza istediğimiz hayatı sağlayabilmek için iş bulmamıza katkısı olacağına inanıyorduk. Karımla benim büyük hayallerimiz vardı.” (s. 36)

Üniversitede başlangıç seviyesinde kurmaca dersler veren John Gardner’in sınıfına yazılır. Gardner, hiçbirini yayımlatamasa da romanlar ve kısa öyküler yazan gerçek bir yazardır ve Carver daha önce yazar görmemiştir. 

Yaratıcı yazarlık dersleri almak, çömlekçilik ya da tıp dersleri almak gibi kimseyi başlı başına büyük bir yazar, çömlekçi ya da doktor yapmaz hatta kişiyi bunların herhangi birinde iyi bile yapmayabilir.” (s. 56) Ama bu, şansını da azaltmaz. Hiçbir öğretmenin ya da herhangi bir eğitim düzeyinin, yapısal olarak yazar olmaktan aciz birinden yazar yaratamayacağını da unutmamalıdır. 

Diğer yandan genç yazarları aşırı yüreklendirmesi yaratıcı yazarlık dersleri vermenin ya da almanın  tehlikelerinden biridir. Bu risk göze alınmalıdır. “Yüreklendirmenin  her zaman dürüstçe olması ve asla yutturmaca olmaması gerektiğini söylemeye de gerek yoktur herhalde.” (s. 56)

Gardner, ilk derste gerçek bir yazar olmak için gereken şeyin (ateş) öğrencilerinde olmadığını ilan eder ama o elinden geleni yapacaktır. Hangi yazarları okumaları, nasıl yazmaları  gerektiğini öğrencilerine öğretecek; sınıfa bir kutu dolusu dergi getirerek  öğrencilerine onları tanıtacaktır. “Harika bir öğretmendi. Oturup benimle birlikte bir taslak üzerinden geçecek kadar beni ciddiye alan birisinin olması, hayatımın o döneminde başıma gelen müthiş bir şeydi.” (s. 45) Çalışacak yer bulmakta zorluk çektiğini anlayınca çalışma odasının anahtarını öğrencisine (Carver’e) verecektir. Carver’in yazar olarak gelişiminde öğretmeninin yeri oldukça önemlidir. Ona gönül borcu büyüktür. Eleştirileri ve cömert yüreklendirmeleri nedeniyle kendisini oldukça şanslı kabul eder.

Carver’in ilk öykülerini gönderdiği derginin editörü Gordon Lish, onları her defasında geri gönderir. O, yanına dostane mektuplar ekleyerek öykülerini göndermeyi sürdürür. Sonunda “Yan Komşular” adını verdiği kısa bir öyküsünü beğenen Lish, dergiye öykünün satın alınmasını öneririr. Arkası gelir. Yazdığı öyküleri bir çekmecede biriktirir. Zaman zaman onları dikkatle ve soğukkanlılıkla gözden geçirir.  İlk öykü kitabı Lütfen Sessiz Olur musun, Lütfen? kitapta yer alan öykülerden ilkinin yazılışından on üç yıl sonra (1976’da) yayımlanır. Bulduğu yayıncı, tanınmamış bir yazarın ilk öykü kitabını yayımlamak için pek de hevesli değildir. 

Dostluk
Londra’da Ulusal Şiir Merkezi’nde tıklım tıklım dolu bir salonda yaptıkları okumayı bitirdikten sonra kol kola girerek objektiflere bakan üç dost, (Tobias Wolff, Raymond Carver, Richard Fort) “Kirli Gerçekçiler” diye anılsalar da kendilerini bu grubun bir parçası gibi hissetmez. Birbirlerini severler ama kendilerini biraz daha çok severler. “Kendimizi iyi hissediyoruz, hayatımızdaki başka şeyler hakkında da öyle. Yazar olmayı seviyoruz. Dünyada olmayı yeğleyeceğimiz başka hiçbir şey yok, gerçi hepimiz zaman zaman başka şeyler de olduk. Yine de işlerin yolunda gitmesi ve böylece birlikte Londrada olabilmemiz çok hoşumuza gidiyor. Anlayacağınız eğleniyoruz.” (s. 64)

Yazar olmayı seviyoruz. Dünyada olmayı yeğleyeceğimiz başka hiçbir şey yok.” cümlesi Raymond Carver’in yaşamının vardığı yerde duyduğu mutluluğu dile getirir. Yaşam geçer ve ardında anılmaya değer bir yazma serüveni bırakır. Bu serüvenin ürünleri ise uzun olması dilenen yıllar boyunca okurdan okura ulaşacaktır.

Yazmak Üzerine
Carver, masasının yanındaki duvara yapıştırdığı kartotek fişlerinde  kimi yazarların kendisine yol gösteren düşüncelerine yer verdiğini belirtir ve okuruyla bu düşünceleri kendisininkilerle varsıllaştırarak paylaşır.

Tutku ve biraz şans bir yazar için iyi şeylerdir.” (s.25) 

Yetenek olması gerek.”  (s. 25)

Her büyük, hatta her iyi yazar kendi özelliklerine göre dünyayı dönüştürür.” (s.26)

…olaylara özel bir bakış tarzı olan ve bu bakış tarzına sanatsal ifade veren bir yazar… (s. 26)

“Kurmacada gerçek deneyim özgündür, zor kazanılır ve sevinç yaratır.” (s. 27)


Hiçbir demir, doğru yerde konulmuş bir nokta kadar güçlü saplanamaz kalbe.” (s. 28)

“Yazı içimizdeki kadar iyi yazılamazsa  o zaman neden yazılsın ki?” (s. 29)

“… başlarken sadece öykünün ilk cümlesi kendini göstermişti. Günlerce kafamda bu cümleyle dolanıp durmuştum. (…) Orada bir öykü olduğunu ve anlatılmak istendiğini biliyordum. (…) Sabah oturup ilk cümleyi yazdım ve  diğer cümleler hızla eklenmeye başladı.” (s. 30)

Gerilim olmalı, bir şeyin an meselesi olduğu, belirli şeylerin aralıksız hareket halinde olduğu hissi verilmeli, yoksa çoğu kez ortada öykü olmaz.” (s. 31)

“Öykünün sonunda okuru şaşırtma umuduyla önemli ve gerekli bilgileri ondan saklama stratejisi hilekarlıktı.” (s. 52)

Kelimeler ve hisler dürüst değilse, yazar sahtekarlık yapıyorsa, umursamadığı ya da inanmadığı şeyler hakkında yazıyorsa o zaman kimsenin umurunda bile olmazdı.” (s. 55)

“Kötü yazı her yerde ortaya çıkabilir. Kötülüğün en yaygın biçimi yazarın dili yanlış kullanması, ne söylemeye çalıştığı ve nasıl söylemeye çalıştığı hakkında özensiz olması(dır). (s. 102)


“Tıpkı yaşarken olduğu gibi yazarken de özensiz olmaktan vazgeçin.” (s. 108)

Okurları da kendi kartotek fişlerini oluştururken onun rehberliğine başvuracaktır elbette. Carver ise onları bir kez daha uyarmayı unutmayacaktır: “Yazmak zorlu ve yalnız yapılan bir iştir.” (s. 102)

.